Pages

26 Aralık 2009

hürriyet? planet?

hürriyetin planet bölümü için banerı yukardaki gibi.
tamam dünyada olanlar bizi ilgilendiriyor da ilgilendirse de anlamıyorsam o konuları okumam gerekir mi? basmıyorsa zorlamanın anlamı var mı? vardır elbet ama bu reklam olmamış bence.
yetersiz öneri.
otur sıfır:)

13 Aralık 2009

haberler haberler haberler

  • izmir ankara yolunda otobüs bozulup 4 saat rötar yapınca yolcuları arayıp özür dileyen ve daha sonra bir yolculukta misafir olmlarını dleyen Pamukkale Turizm'i tebrik ediyor,
  • al dedi git dedi diyen müge anlı konuğunun rap konuşmasını reklam yapan fiatı tebrk ederken yine de, konuşmasınn devamında birinin öldürülmesinden bahseden kadının akıbetni ve sözleriin bu şekilde kullanılmasına tepkisini merak ediyor,
  • doğadan reklamında "çay evi sahibi" yazan reklamcıya o ne lan diye sormak kahve, kahvehane, kıraathane, çay ocağı tamam da çay evi nedir demek istiyor,
  • mecidieköyde 10 metrekare dükkanının önündeki panoya her gün günün sorusu şeklinde genel kültür soruları yazan dürümcü haluk abie hayranlık duyuyor,
  • twitterda ttnetdestek accountu açan fakat @ yazarak yazdığım soruyu iplemeyen ttneti kınıyor,
  • okan ben bi şey buldumda özgürü kocaman alkışlıyor,
  • 35 dil biliyor,
  • gözlerinizden öpüyorum.

02 Aralık 2009

Tasartı, Maji falan filan

Blogu boşladım son zamanlarda ama bir gün eski günlerine dönceğini umuyorum buranın:)Gelen maillerden bir yazı yapayım dedim ben de:)
İlk mailimiz maji network'ten geliyor:) Artık her yer reklam mecrası oldu, maji de avmlerde yer alan güvenlik kapılarını reklam mecrası yapmış. Özelliği güzelliği de ölçümlenebilir olması imiş. Birkaç kez ben de gördüm güzel olmuş, tebrikler:) güvenlik ile ilgili yaratıcı fikirler bulunursa etkisi de artabilir sanırım, ya da kimi zaman avmlerin yoğunluğundan kimi zaman da avm yönetimindeki beceriksizlikten dolayı uzuuuuuuuuuuuun bekleyiş -uzun dediysem 1 dakika falan:)- sırasında çarpıcı bir şekilde geçenin dikkatini de çkebilir. Bakalım bakalım. Ana akımdaki standart reklamlardan farklı, özel reklamlar bekliyorum bu mecra için.



Bir de tasarti.com var. online tişört mağazası ama sen de tasarım yapabiliyorsun, yaptığın tasarım için para alabiliyorsun. Her hafta yarışma yapıp kazanana 250 lira artı 50 lira tişört parası veriyormuş bu abiler. ben cin ali çizimlerimle kazanamayacağım için yarışmaya girmem o ayrı konu. Bir tane daha vardı bu işi yapan galiba ama hatırlayamadım ama tasartının internet sitesi diğerinin son gördüğüm haline göre daha iyi. "Ah! ah! bu işin girişimcisi ben olsaydım keşke" dediğim bir iş ama değilim. bir şey yapamam sadece tebrik ederim:)

Bu yazılar bloga bereket getirir inşallah. amin.

01 Kasım 2009

Digitürk Şöyle Yapsa

Dijitürke birşeyler oldu, iki gündür pakete dahil olmayan kanallar da gösteriyor. Her yerde var galiba bu, yavaş yavaş kapanıyor bazı kanallar ama çoğu açık hala. Biraz önce Kayserispor Fenerbahçe maçını izledik mesela.

Bu durumdan şöyle bir fikir çıktı ortaya. Dijitürk bütün paketlere ayda müşterinin dilediği bir gün bütün kanalları açsa, o gün müşterilerin izledikleri kanallara göre müşteriye özel önerilerde bulunsalar güzel olur sanki. Müşterinin eğilimini öğrenmek için çok güzel bir fırsat olur bu. Böylece temel paketleri daha kısa sürede üst paketlere yükseltilmesini sağlayabilirler sanki. D-smartta da benzer bir sistem var galiba. Aynısını D-smart da yapabilir. Tabiiki teknolojinin de müsade etmesi lazım buna.

Bence kârlı çıkarlar:)

27 Ekim 2009

iş adamı

- X Bey, valla tebrik ederim saate bakmadan on dakikayı tam olarak kullandınız. Ne eksik ne fazla. ,
- Eee, iş adamıyım ben.

zaman yönetimi, iş adamı olmak, işinin adamı olmak vs..

24 Ekim 2009

turkcellden cevap

Turkcell aradı Neşe Hanım anlattı:

- Turkcell tarifeyi BTK kararına istinaden değiştirmiş. Bu her yerde söyleniyor ama 28 nisanda tebliğ edilen bir kararı göz önüne almadan 29 nisanda bir ürün lansmanı yapmak, temmuzda bu ürünü satmak ve eylülde aslında bize 28 nisanda böyle demişlerdi demek bana hala hiç bir şekilde mantıklı gelmiyor. Tabii ki turkcellin tarifede değişiklik yapma hakkı saklı.

- Bir önceki yazımda 2022 ye kamu durum yazıp göndermenin bedelli olduğunu yazmıştım. yanıldığımı sonradan öğrenmiş ama buraya yazmamıştım. Şimdi yazayım kaç dakika ücretsiz kaldığını -MAALESEF son 48 saat hariç kamu durum yazıp 2022 ye gönderirseniz öğrenebiliyorsunuz.

- 24 eylül 2009 15.06 da bilgilendirme mesajınının gönderildiğini söyledi Neşe Hanım. Sistem göndermiş olabilir ama benim telefona ulaştığı konusunda hala şüphelerim var. Saçma sapan googlea feysbuka türkselle gir mesajını silmediysem onu da silmezdim heralde. Ama yine de yanılma payım var.

- Mesaj gelmiş olsa bile teknik yetersizlikten dolayı MAALESEF son 48 saatin bildirilmemesinin benim problemim olmadığını web sitesindeki bilgilendirmeye göre 500dk limit dolar dolmaz benim o bilgiden haberdar olmam gerektiğini söyledim. Ayrıca Kamu Durum gibi bir hizmet var olsa da benim bu hizmetin varlığını takip etmek zorunda olmadığımı belirttim.

- Hattı kapattırmak istersem ne olur diye sordum taksitle alınan verginin kalanının isteneceği söylendi. Burda bir sorun yok. Bir de haftada iki gün paketinden dolayı 40 lira ödemem gerektiği söylendi. Şimdi net hatırlamıyorum ama bu haftada iki gün olayında da sağ gösterip sol vurmuştu türksell. (Şİmdi hatırladım benim eski pakette vardı bu iki gün olayı. hatıı kapattırmak istersem sıkıntı olmayacak.) Ama bunu da araştırmak lazım. Türksell ne taahhüt etmişti ne olmuştu.

-Limit aşımından sonraki 48 saatteki konuşmalarımı ödemek istemedğimi söyledim. Bir sonraki faturaya yansıyackmış. Bakalım gerçekten etkileyecek mi?

- 45 liralık pakete geçmeyi önerdi Neşe Hanım. Onda da aynı şeyin olmayacağı ne malum dedim. Yok bunda Sabit ücret vs daha yüksek olduğu için sorun çıkmaz dedi. Olabilir belki ama inanmıyorum Kasımda 2000 dk 55 lira paketi çıkarsa şaşırmayın.

- Turkcell’in reklamlarına bundan sonra Garanti Mortgage reklamı gibi bakacağım : “Bu film işin şakası da…” deyip detayları öğrenmekte fayda var. Yoksa nerden ne çıkar belli olmaz.

13 Ekim 2009

Eller yukarı. Ben Turkcell, Bu bir... bu bir... bir şeydir !!

Turkcell'in bizbize kamu paketini biliyorsunuz ama aman dikkat:
  • ilk başta her yöne 1200 dakikaydı ve mevcut hattınızla bu tarifeye geçebiliyordunuz
  • sonra yok ben bunu mevcut turkcelliye vermem ya yeni hat al ya turkcelle geç dendi
  • ben de mevcut hattımın yerine yeni bir hat aldım
  • sonra bir ara öğrendim ki 444lü numara her yön değilmiş özel bir yönmüş artı faturalanıyormuş başına 0212 koymak gerekiyormuş. odtü mezunu, hacettepede yüksek lisans yapan bir gerizekalı olduğum için (!) bunu anlamamam normalmiş yahut detaylara iyice bakmam gerekiyormuş
  • bu arada ilk başta online işlem merkezinden öğrenebildiğim mevcut bakiye durumunu online işlemden kaldırıp kamudurum yazıp 9999a bilmem kaç sms bedeli ödeyerek öğrenmem gerektiğini gördüm
  • sonra turkcell bizbize kamuyu 1500 dk 45 liraya çevirmiş, 1200dk 35i iptal etmiş, burda sorun yok
  • sonra turkcell 19.09.09 itibariyle 1200dk paketini değiştirip 500 turkcell 500 diğer operatörler 500 sabit hat yapmış. bunu ne smsle ne faturada bildirdi, ben de 1200dk diyerek gönül rahatlığıyla konuşuyorum tabi.
  • bugün bir mesaj geldi hem 500 dk limitim (bilmediğim limitim (!)) dolmuş hem de son 48 saatteki konuşmalarım buna dahil değilmiş. hem de rahat rahat yaptığım konuşmaların dakikası 64 kuruşmuş.
  • üstelik avea ve vodafoneu aradığımda limit aşım ücreti 24 kuruş. oehhh yani turkcell
  • şimdi bana smsler hariç 35 lira gelecek olan fatura 50-100 Allah ne verdiyse turkcell neyi uygun görürse ödeyeceğim. niye? bilgilendirme olmadığı için 1500 dk 45 lira tarifesini kullanmadığım için.
  • daha önemlisi hukuki olarak turkcellin haklı olduğunu gösteren "Kamu tarifesi 2011'e kadar devam edecektir. Turkcell bu süre zarfında fiyatlarda, kullanım koşullarında değişiklik yapma hakkını saklı tutar. Turkcell, sunulan hizmetin haberleşme ihtiyacının karşılanması dışında amaçlar için kullanıldığını belirlemesi durumunda tespit ettiği hatları kapama hakkını saklı tutar." maddesi var. yani ben üniversite mezunu bir malım.
  • hem de 2011e kadar devam ediyormuş bu paket. ulan herşeyini değiştirdikten sonra 3011e kadar devam etsen ne yazar???
  • bi de şöyle diyor "Paket Aşım :Paketinizdeki 500 dakikalık Turkcell 500 dakikalık diğer operatör hatları ve 500 dakikalık sabit hat numaraları aramalarına yönelik bölümleri bitirdiğiniz durumda size kısa mesajla bilgi verilecektir." kısa mesajşa bilgi veriyorsun ama son 48 saat dahil değilmiş. ne iş?
  • e tabi şimdi 45 lira 1500 dk paketi olanlşar seviniyor. bana henüz bir şey olmadı diye. ama unutmayın turkcell tarifede değişiklik yapma hakkını saklı tutar!!!
  • turkcellin son sloganı "turkcellin gücü çekim gücü" bütün billboardlarda var. bence burda halkı yanıltma var çünkü burda çekim değil başka bir şey yazmalı (anladın sen onu)
  • haa bu arada turkcell blog açmış ben de yazmıştım şirket bloglarında yazmaz olaydım. son yazı "yeni teknolojiler için tıklayın" başlıklı, ondan önceki yazı da " turkcelliye her gün teknoloji günü" başlıklı. yok yaaa! faturalı hattıma yüz kere şunun için şuraya mesaj at diyen sms gönderip o mesajı yollayınca yok bu hazır kartlar için diyen, değişiklikleri sms ile bildiremeyen bir telekomünikasyon şirketi. şimdi bana muhtemelen ben sms attım derler bugün masadaki üç kamucelliden yalnız birine bu mesaj gelmiş, bunu da belirteyim.
İşte durum böyleyken böyle bakalım sosyal medyaya süper güvenen blog, ff, twitter hesabı açan turkcell bu blog girdisine ne cevap verecek, turkcell blogdaki yazıların altına bu yazıyı yorum olarak kopyaladığımda onaylayacak mı, şikayetvar.com, şikayetim vs sitelerde yayınlanmasına bir tepki verecek mi, yoksa müdür bu buna konuş mu diyecek, turkcell 30 milyon aboneyi çe-kiyor (gücü çekim gücü ya o açıdan) seni çe-kmese n'olur mu diyecek? seve seve 45 m 1500dkya geçmi diyecek? seve seve gelecek olan 100küsür milyonluk faturayı seve seve öde mi diyecek? ne diyecek?

e tabi merakla bekliyorum. bu arada sırf bu yazı için uğraşarak geçirdiğim zaman da cabası.

neyse turkcell'in çekim gücü kocamaaaaaaaaannnnnnn kocamaaaaaaaaaannnnnnnn diye tezhürat yapayım bari bu kadar eleştiriden sonra biraz da olumlu birşeyler söylemiş olayım.

06 Ekim 2009

Yine mi Domestos?

Domestos kıyafetlerde etkili olan bir çeşidini çıkarmış.
Mikroplar tam harekete geçerken bir anda hoooop domestos
korkan mikrop ne diyor:
yine mi domestos
yani eskiden tuvalette etkili olan domestos şimdi kıyafetlerde de etkiliymiş. yaaa!
yani domestos tuvaletteki mikroplardan bir kısmını öldürememiş ve onlar da kıyafetlerimize gelmişler.
öyle olmazsa küçücük mikrop nerden bilsin domestosun tuvalette de etkili olduğunu değil mi? belli ki kötü anıları var domestosla ilgili.
yaa işte öyle. domestos tam etkili değilmiş.

29 Eylül 2009

prime time'da talk şov olur mu? olur..muş...

ben demiyorum cnbce diyor.
jay leno yaparsa olurmuş.
dizileri yerinden edermiş hem de...
saat kaçta mı?
1'de.
tam prime time yani...
oldu canım.

26 Eylül 2009

beymen'de satış dersi


optimum beymende gömlek denerken dışardaki iki satış danışmanının arasında geçen diyalog ya da monolog:

*adama niye normal kesim gömlek gösteriyorsun? baksana adamın üstünde dar kesim gömlek var. sen normal gömlek gösterirsen tabi almaz. ezbere konuşmadan önce bi bak ondan sonra söyle ne söyleyeceksen.

evet, bazen bu kadar basit olabiliyor işler. sadece kafayı kaldırmak gerekiyor. ve evet iki tane de gömlek aldım:)

satış görevlisini slim fit demeyip dar kesim dediği için de ayrıca tebrik ediyor, kendimi de bu konuda kınıyorum.

16 Eylül 2009

Migros TV

Biraz önce gelen mail. Bunu muhtemelen bütün migros kart sahiplerine yollamışlar ve eğer sadece bebek ürünleri reklmaıysa isabet yüzdesi düşmüş ama her şeye rağmen tebrik etmek gerek Migros'u. Oldukça yenilikçi ve piyasadaki reklam izle reklam oku bize bak uygulamalarından "hele de kart sahibinin bebeği varsa" çok faydalı bir yenilik gibi görünüyor miros tv.
Bundan daha iyisi ne olur? kartını düzenli kullananların verilerini derler toparlar ona göre bu maillemeyi yaarlar ve bana almayacağım bir bebek bezi için yüzde x indirim vermezler. tamamen hedefli teklifler sunulur.

Tebrikler Migros, Tebrikler Türk İnternet Camiası!!! :)

15 Eylül 2009

12 Dev Adam NTV Reklamlar vs..


Avrupa Basketbol Şampiyonası Polonya'da tam hız devam ediyor, 12 dev adam da maşallah önüne geleni yeniyor. Yarın da Slovenya'yı yenersek tam süper olacak 6da 6 olacak.

Maç yayınları da NTV'de malumunuz. Yayınlardan yana sıkıntımız yok. Polonyalı kameramanlar ya da reji bazen mallaşsa da Murat Murathanoğlu'na da, yorumcuya da (Sanırım İhsan Bayülgen idi kendisi) saygımız tam. Güzel güzel seyrediyoruz kupayı.

Gel gelelim sebebi gönderimize. Dün akşam -Pazartesi- Sırbistan'la maçımz vardı ve normal süre 64-64 bitti. Tüm molalara doğal olarak reklam alan NTV, maç uzatmaya gidince aradaki 1 ya da iki dakikalık süreye reklam almadı. Bunun sebebi de reklam düzenlemelerinin hatta program düzenlemelerinin ortalama/standart program süresine göre düzenlenmesi.

Merak ettiğim ey şu. Acaba NTV "ya olursa" şeklinde reklam anlaşması yapamaz mı? Yani ya bir uzatma olursa, ya iki uzatma olursa gibi. Eğer maç uzarsa reklam konulur, ödeme yapılır, uzamazsa hiç bir şey olmaz.

Sani bana olabilir gibi gibi geldi. Mesela Okey şurada vakti zamanında bahsettiğim uzatmalar reklamına benzer bir reklam verebilir ya da duracell ayıları 10 uzatma enerjisi verebilir. Eğer reklamlar çıktı da ben uyuduysam o zaman tüm yazımı geri alıyorum tabi ki:)
Son olarak bir soru: Pek sevgili Ömer Aşık: Bi adam nası 1/10 serbest atış atar yahu???

02 Eylül 2009

Turkcell Blog

Turkcell blog açmış. Yazıları uzun uzadıya okumadım ama güzel gibi duruyor. En azından ilan panosu şeklinde değil blog.
Marketingistte bundan 2 veya üç yıl önce Türkiye'de markalar ne zaman doğru düzgün bloglamaya başlarlar diye sorduğumda önce birinin yapmasını beklerler sonra hepsi dökülür cevabını almıştım. Bu durumda cevabı kehanet kabul edersek kısa süre içinde avea ve vodafone dan da benzer hareketler bekleyebiliriz sanırım. Belki bunun üzerinde çalışıyorlardır bile...
Bakalım zaman ne gösterecek. Blog nasıl işleyecek, diğer devler -telekomünikasyon olsun farklı sektör olsun- ne zaman blog açacak sırayla?
Sabah ola hayrola.

bloggerv davetiye vs

yeni bir blog reklam ağı kurulmuş. blogger v for vendetta -kötü espri anlamsız espri.
bloglama başarılı olsaydı keşke ama nasip değilmiş. böyle bir şeyin yapılmasını bekliyordum zaten. hayırlı olsun.
fakat ve lakin blogger v'ye ancak davetiye ile üye olunabiliyormuş. "hmmm gmail ilk başta davetiye ile üye alıyordu biz de alalım. neden google yapıyor da biz yapmıyoruz?" e tabi bu da bir görüştür saygı duyarım. tekrar fakat ve lakin yine de eğer davetiyeyle ya da öneriyle üye alıyorsan o zaman bir ayırt ediciliğin olmalı sanki. yoksa sadece slash webrazzi yazarsan bir farklılk olur mu? belki başta oluşabilecek yığılmayı engeller o kadar.
blogkümeye bakalım mesela. sadece "klas" bloglar var ve zamanın blog kardeşliği gibi bloglarda birbirlerinin linklerini barındırıyor. burda davetiye ya da öneri elbette önemli. Ya da limango markafoni vs alışveriş siteleri. Buna da pek akıl erdiremesem de en azından davetiyeyle üye olan kişi "indirimleri gören ayrıcalıklı kişi" olduğunu hissedebilir. Ya da ffffound da tek bir davetiye hakkına sahip üye olmak ve o tek bir davetiyeyle paylaşım yapmak bir ayrıcalık hissi yaratabilir.
Ama blogger v bana ne vaat ediyor da davetiye ile üyelik istiyor o kısmı anlayabilmiş değilim. adsense, linkz adtech vs den farkı nedir? Şöyle diyorlar:
BloggerV.com, blog yazarlarına gelir sağlar ve değer katar. BloggerV.com'a üye olan bloglar, istedikleri markayı seçerek bloglarının içerisinde istedikleri alana reklam alabilirler. Bunun yanı sıra, BloggerV.com'un bloglarda yazılan yazıları kategorilere göre ayırma özelliği sayesinde yazdıkları yazıların konuyla ilgili kişilere ulaşmasını sağlayabilirler. Blog yazarları, BloggerV.com'a üye olarak kaliteli içeriklerini daha çok insana ulaştırırlar ve hakettikleri değere ulaşırlar.

istediği markayı seçmek bir blog yazarı için ne kadar önemlidir? sex shop, seda sayan, karşıt görüş ya da tamamen ifrit olduğu bir reklam olmadıkça çok umursamaz blog yazarı bence. BloggerV yazıları kategorilere ayırıyormuş. Hmmm, bu bizim etiket dediğimiz şey değil mi? Yoksa anahtar kelime analizi mi yapacak acaba? Nasıl bir özellik ki bu? Bilemedim ama bana tatmin edici gelmedi. google'dan daha düşük bir alt limit koyması güzel ama davetiye için yeterli bir sebep mi acaba?
herneyse.. blog camiasına hayırlı olsun.
incelemek isterseniz burdan buyrun.

vakıfbank ekkart- çıkmıyor

dedim ki anneme "sana ek kart çıkartayım" o tamam dedi ama benim onunla uğraşacak vaktim çok olsa da uğraşmadım.
sonra masanın üstünde ekstreyle gelen broşüre bi baktım ekkart yaz 9999a gönder diyor.
ooo süper dedim. yazdım gönderdim. muhtemelen bu bana 2 sms bedeline mal oldu.
herhalde bir iki saate ararlar dedim ama çok saat oldu hala aramadılar. muhtemelen aramayacaklar da. vakıfbanka güvenim kesin aramayacakları yönünde.
şimdi broşüre mi yazık, 2 sms bedeline mi yoksa bu yazıyı yazmak için klavye başında durduğum beş dakkaya mı bilemedim.
neyse, maaş hesabının bir başka bankaya geçmesini sabırla ve azimle bekliyorum.
zaten internet bankacılığı da kötü.

31 Ağustos 2009

keyarsi - karaca

kanal d'de gördüm galiba. dizi aralarında falan keyarsii'den (krc) 4543 parça yemek seti diyor.
ama bazen karacadan 4543 parça yemek seti de diyor.
ama keyarsii dediğinde de karaca dediğinde de karaca yazısı ve yahut logosu görünüyor.
belki markaları ayırmak istemişlerdir. belki kafaları karışmıştır. ama bi karışıklık olduğu kesin.
çorba olmuş.

hem bazen ingilizce o kadar karizmatik olmayabiliyor.

29 Ağustos 2009

alın verin - olur


kriz varsa çare var kampanyasından sonra alın verin ekonomiye can verin kampanyası başlatmışlar. sakız, simit, gül alıp ekonomiye can verecekmişiz. mantığı da çok küçük şeyler bile alsak ekonomiye can verileceğiymiş.
Aydın Ayaydın konuyla ilgili yazısını şöyle bitirmiş:

Alın-verin reklamları ile piyasanın canlanmasını isteyenlerin, öncelikle o kişilerin cebine alışveriş yapacak kadar para koymaları gerekiyor. Yoksa boş cüzdan ve limiti dolmuş kredi kartları ile ne simit, ne oyuncak ne ne de gül almaları mümkün.

Bu reklamlar sadece hoş bir sada olarak hatıralarımızda kalmaktan başka bir işe yarayamaz.

Benim aklıma gelense bütün ürünleri anladık da "simit" neden bu reklamlarda yer almış. Simit öğrenci işidir hızlıdır vs ama "bu reklamların hedef kitlesi 'simit' bile almıyor" denemez. eğer simit bile almıyor alamıyorsa gerçekten artık açlığın fakirliğin dibindedir bu adam. yoksa ben mi yanlış düşünüyorum. Aydın Bey'in dediği gibi önce o adamların cebine para koyun en azından "simit" yesinler.

05 Ağustos 2009

mahmure com kadına dair her şey miş miş miş


hürriyet web sitesindeki banner bu. kadına dair her şeyi sayıyorum size:
diyet
spor
yoga
12 kiraz
işte bu kadar. artık kadınlar ne ister diye düşünmenize gerek kalmadı. yarım kilo elma, 12 kiraz, bir yoga dvd'si. oldu da bitti maşallah.
12 kiraz ne yaa??
bannera tıklayınca diyet ve fitness sayfasına gidiyormuş ama olsun. yine de:
12 kiraz ne yaa?

03 Ağustos 2009

vın! VINN vınnnn!


Garanti.com.tr çok hızlı: VIN!



Turkcell 3G de hızlı: VINN



bnf-imho en hızlısı: vınnn!

:)

uzatmalar: pek güzel reklam


Son zamanlarda gördüğüm en güzel reklamı şu yukardaki geciktirici sprey markası yaptı.

Fenerbahçe Beşiktaş maçı, hakem 3 dakika uzatma verince ekrandaki +3 yazısının yanında pek okunur olmasa da pjur logosu çıktı. her maçta bunu yaparlarsa bilinirlikleri de iyice artar sanırım.

On puan on puan on puan.

27 Temmuz 2009

Nilüfer'e Açık Mektup


Sevgili Nilüfer,


Seninle ne zaman tanıştığımızı hatırlamıyorum, uzun zaman oldu. Her şehirlerarası ilişki gibi bizim ilişkimizde zor olacaktı, bu en baştan belliydi. Hele benim bu tür ilişkilerle ilgili rahatsızlığım göz önünde tutulunca belki de hiç dikiş tutmayacak bir şeydi bizimki... Yine de bir şekilde yürüdü, iyi - kötü, genelikle iyi... Bir ara kötü yola düştüğünü söylediler, gazetelere tvlere çıktın, hatta ailemden seninle görüşmemi yasaklamak isteyenler olduysa da ben yine de sevdim seni...


Fakaaat, artık herşey değişiyor, reform olacak demeye başladıktan sonra hiç değişmediğini görmek beni üzdü açıkçası, hatta derin yaralar bıraktı gönlümde... Bu ilişkiyle ilgili sana söylemek istediğim bazı şeyler var. Hiç istemem ama bunlar düzelmese belki de yollarımızın ayrılması gerekecek, belki de ben Kamil'e gitmek zorunda kalacağım. İşte listem:
  1. Gece yolculukları yastıksız olur mu yahu, derikoltuk yaptın da ne oldu. Gece yolculuklarında yastık istiyorum.

  2. TV koymuşsun koltukların arkasına pek güzel olmuş ama en az bir tane atyazılı film, 4 adet de radyo kanalı istiyorum.

  3. O Nilüfer Catering yazan kekler de portakal suyu da çok kötü, git anlaş birileriyle yahu. Kamil'e bak da örnek al. cık cık cık.

  4. Internetten alınan biletleri yine internetten ya da telefonla açık bilete çevirme şansı ver. Ne bu yahu bilet ipta edeceğim zaman mecbur şubeye gidiyorum. Hatta bunu artı bilet üteliğiyle alınan bütün biletler için uygulayabilirsin. Sonuçta artı bilet sistemine şifreyle giriliyor değil mi?

  5. Artı biletten kazanılan biletler de internetten alınabilsin, niye illa şubeye kadar yoruyorsun beni?

  6. Bolu Gökdemir Dinlenme Tesisleri ile olan arkadaşlığına saygı duyuyorum ama başka arkadaş mı yok sana yahu, yol ver gitsin.

  7. Kartal olsun, Kavacık olsun şehiriçi servislerin hareketi için 15 dakka beketme gecenin bir yarısında gelen yolcuyu. Hele başka yolcu gelmemesine rağmen bunu yapıyorsan ayıp sana. Yolculara en başta sorsan da güzelce planlasan şu servisleri ne güzel olur değil mi?

Şimdilik sana söyleyeceklerim bunlar Nilüfer. İyice düşün, bu arada ben de düşüneyim.

Senin.

Hüseyin

Can sıkıntısından böyle bir yazı çıktı idare edin artık:)

19 Haziran 2009

Google Adwords&Hayat Su Kampanya


Su hayattır hayat güzel diyerek eve damacana olarak hayat su alıyorum. Geçenlerde bir kampanyası olduğunu görmüştüm. şimdi neymiş diye bakayım diyerek google amcaya hayat su nerde diye sordum o da söyledi. Üste de bir sponsor bağlantı eklenmiş. Şöyle diyor:
"Hayat su damacana kampanyasına katıldınız mı?"
Tıkladım, baktım bu sefer de kampanya bitti diyor. 4milyara yakın sonuç çıkan "su" araması için de aynı sponsor bağlantı var. "erikli" "erikli su" "damla su" "pınar su" sorgulamalarında da aynı reklam.
Fakat ve lakin kampanya bitmiş.
Ben zaten hayat su aldığım için sorun yok ama bütün su markaları sorgularında bu reklamı görenler acaba deyip tıklasalar ve kampanyayı göremeseler bu onları gıcık etmez mi? diyelim ki etmez ben fazla sorguladım, bu sefer de biten kampanyayı duyurmak yerine sadece "su hayattır" yazmak daha mantıklı olmaz mı?
Yolda elimize geçen geçmiş tarihli bir gazete ya da broşür değil ki bu. Bu İnternet!!!
Neyse sponsor bağlantıya tıklayarak Hayat Suyun 5 centini google'a verdim, haberleri olsun:) 4 milyar sonuç çıkan su aramasında 4. sırada çıkabilecek bir site optimizasyonu, güzel bir site, adwords ve diğer reklam araçlarının kullanılması. Fakat ve lakin böyle bir saçmalık.
otur sıfır.

18 Haziran 2009

Babalar Gününde Babanızı Değiştirin! Collezione!


Bu pazar yani 21 Haziran Babalar Günü fakat neden bilinmez ben ve çevremdeki birkaç kişi geçen pazarı babalar günü zannedince "Sağol ama diğer pazar değil miydi?" gibi cevaplarla karşılaştık:) Neyse erkenden kutlamış olduk:)
Collezione süper bir afiş hazırlamış. Slogan "Babanızı Değiştirin!"
Bayıldım.
On puan on puan on puan.
Collezione çok umursamadığım bir marka iken bir anda sempatimi kazandı. Evet, babamızı değiştirmek güzel bir fikir olabilir, biraz gençleşme iyi gelir:)
Tüm Babaların Babalar Günü kutlu olsun efendim:

17 Haziran 2009

İndragandi & Davidoff : Smoking? No? Yes? Whatever


İndragandi de geçmiş ürünlere bakarken "No Smoking" diye bir ürünle (!) karşılaştım. Uyarı levhası mı acaba deyip açınca şu açıklamayı gördüm:



Değerli indragandi'ci dostlarımız..!Sanırım yanlış anlaşıldık, biz sigara
içilmesinden yana bir ürün de yayınladığımızı düşünmüyoruz. İndragandi platformu
tamamen tarafsız, doğru ve dürüst iş politakısyla siz değerli dostlarımıza
hizmet vermekte olan bir site.Bugün bu ürünü çöpe atıyoruz haydi forum da
sohbete..Saygı ve sevgilerimizle.

Forumda yazılanların çoğu silinmiş olmakla birlikte sanırım kül tablası benzeri bir şeydi satılan. Bir sigara içer olarak forumda da yazdığı gibi kül tablası görüp sigara içmeye başlayacak yoktur sanırım ama yine de indragandinin -göremesem de- tepkileri göz önüne alıp ürünü satıştan kaldırması oldukça yerinde olmuş. Bazen tartışma gereksiz olsa bile sırf inattan ötürü insanlar birbirine kırılabilir. İndra da bu tartışmanın tarafı olarak satarım-satamazsın-satarım-satamazsın tartışması yerine ürünü çöpe atmış, iyi olmuş.


Sigara demişken devam edeyim. sigara reklamı yasak olduğu için mecburen yaratıcı çözümler bulmak zorunda olan sigara firmaları yeni bir şey yapmış. Davidoff için marketten en görünür yeri alıp oraya internetle bağlantılı, sürekli yayın akışının olduğu bir ekran olan kocaman ir davidoff reyonu (ne denirse artık) koymuşlar ve böylece ekrandan geçen habere gözü takılan müşterinin davidoff'u da otomatik olarak görmesi hedeflenmiş. Oldukça çakalca ama sanırım etkili olur. Sigara markalarının ve çeşiterinin çok fazla olduğu bu ortamda farklı olmak gerçekten çok daha önemli. yeni çıkan sigara markalarının bir çoğunu bilmiyorum ve duyunca şaşırıyorum.

Tekrar Davidoff'a dönersek uygulamadaki yaratıcılık: 10 çakallık: 10 ama sigaranın kendisi dandik olduğu için davidoff: 5. verdiğiniz paraya değmez, boşverin.


Demekki neymiş:

Gökten üç elma düşmüş. Elmaların üstünde şunlar yazıyormuş:


Birinin üstünde "Sigara sağlığa zararlıdır."
ikincisinin üzerinde "Davidoff kötü bir sigaradır."
üçüncünün üzerinde "İndragandi güzel bi iş yapmış."

03 Haziran 2009

sarı kızın memesi

son danette reklamı, danone de olabilir. köylü kadın konuşuyor

-bakteri üremesini engellemek için şöyle de böyle de...

fakat ve lakin hiç de inandırıcı durmuyor. şimdi teyze danoneye sattığı sütte bir sürü bakteri var deyip, bakkala gidip pastörize yoğurt ya da süt alıyor mudur acaba????? Bir de yıllar yılı gelir kapısı olması dışında sarı kızın memesindeki sütle bakkaldaki pastörize sütü nasıl kıyaslamıştır acaba bu teyzemiz??

bir de derya baykalın oynadığı reklam vardı. Replik şuna benzer:

-şimdi uzman doktor sütte ne kadar çok bakteri olduğunu söyleyecek. onyüz
milyon bakteri var değil miz uzman bey?
*evet derya hanım.


iki reklamı da sevmedim. danonenin buram buram doğallık kokan reklamında mesajı vermek için sonda sazla söylenen "sarı kızın memesinden çocukların kemiğine" dizeleri ise sözün bittiği yer zaten. Muhtemelen ajansa gelen briefte "bizim yoğurtların ne kadar natürel olduğunu vurgulamalıyız" denmiştir. Öyle işte....
Otur, sıfır.

24 Mayıs 2009

Belediye Başkanının Verdiği Yetkiye Dayanarak


Bugün bir arkadaşımın düğününe gittim. Belediye başkanı çiçek göndermiş ama bir önceki düğünde de belediye başkanının çiçek sahnede duruyordu. Sonradan aklıma geldi. Yıllar yılı olmasa da kaç düğüne gittiysem, her ne kadar nikah memuru "belediye başkanının verdiği yetkiye dayanarak" karı koca ilan etse de nikah salonunda hiç böyle bir çiçek görmemişim.
Hal böyleyken belediye başkanları en azından belediyelerine bağlı salonlardaki nikahlarda hafta sonu sabahtan akşama kadar duracak şekilde çiçek koysalar yıl boyu güzel olmaz mı? Bu hem evlenenlere bir kutlama mesajı olur hem de bir sonraki seçime yatırım olur. Başkanın hangi partiden olduğu da fark etmez. Bütün başkanlar yapabilir bunu. Sadece aşırı partizan kişiler ya da aileleri nikahlarında sevmedikleri partiden belediye başkanının çiçeğini görmek istemeyebilir ama o zaman da "Onun yetkisiyle nikahın kıyılıyor sen bi de çiçek istemem diyorsun. Bak karışmam yetkisini geri alır" diyerek kibarca tehdit edilebilir, ortaya çıkacak komik durum izah edilebilir:)

20 Mayıs 2009

sevgili secret cv, bugün 20 mayıs


ama sen benim 19 mayısımı bugün kutluyorsun. Ben senin doğum gününü geç kutlasam ya da ikimiz için özel olan bir günü unutsam sen bana kızmaz mısın? kırılmaz mısın? hüseyin beni hiç sevmiyooooooooooo demez misin?

18 Mayıs 2009

indirim di

Kiler marketleri indirim yapmış. Ulus'ta bilboardlara reklam vermiş. makarna 65 kuruş diye. Kasadan geçerken 75 kuruş diye geçiyor. Kadın geldi soruyor: "Müdür nerde? Böyle böyle bir durum var. Sebebi nedir merak ettim." Konudan habersiz personel bilmiyor. "Bölgesel indirim olabilir ya da indirim kalkmış olabilir." diyor.
Bir kaç dakika sonra başka bir kadın makarna alırken kasadaki kız diğerine soruyor. "Bu 75 kuruş değil mi?" diye.

Konu 10 kuruş meselesi değil. Konu müşteriye ve potansiyel müşteriye güven vermek konusu. Yalnız kilerle alakalı değil bir çok markette olabilen durumlar bunlar. Dikkatli olmak lazım.

Bir de kilere eksiden artıyta dönen bir puanım var. reyonda 2.89 olan danette kasadan 3.19 olarak geçince kredi kartıyla ödeme yapmama rağmen önce reyondaki fiyat etiketlerini çıkarıp sonra fark iadesi yapan kasiyeri takdir ediyorum. Ama yine de bunu ilk söylediğim de "O üründe indirim yok kiii" deyip inanmayan kasiyeri de kınıyorum.

Kart ama ne kartı, hesap ama ne hesabı

Bugün İmge Kitabevi'nden bir kitap aldım.
Kasada önümdeki adam parayı ödeyecekken kasadaki kız "Kartınız var mı?" dedi. Adam kredi kartına davranınca "Hesabınız var mı?" dedi. Ben merak ettim bu ne ola ki diye.
Sonra bana sordu hesabınız var mı diye. yok dedim. Ödedim çıktım.

Patron sadık müşteriler için ya da müşterileri sadık hale getirmek için. Muhtemelen İmge'de hesabımın ya da kartımın olması benim için ilerde avantajlar sağlayabilir. ama kasadaki kız bunu söylemedi. ben de sormadım. önümdeki adam da sormadı. Acaba merak eden sorar müşteriyi boğmayalım diye mi düşünüyorlar. yoksa patronun uygulaması kasadaki kızın umrunda değil mi?

11 Mayıs 2009

Wisdom of Crowds, Paramarka vs


Son 10 yazının çoğuna bakıldığında zaten belli oluyor bu aralar paramarkaya sardığım:) Güzel site vesselam:)
FF'te gelen feedlerden birçok blogcunun paramarkayı keşfettiği ve takdir ettiği de anlaşılıyor bu arada.Bir de takdir edilmesi gereken firmalar var sanırım. Hem kullanıcıya güvenmeleri açısından hem de brieflerini paylaşmaları açısından.
Paramarka'da brieflerini yayınlayan firmaların eninde sonunda "wisdom of crowds" kavramından nasiplerini alacaklarını düşünüyorum. Kalabalıkların bilgeliği demek olan bu kavrama göre çok sayıda çeşitli niteliklerdeki kişilerin ortaya koyduğu fikirler az sayıda yüksek nitelikli kişinin ortaya koyduğu fikirden daha iyi sonuçlar verecektir. Bunun bir de şöyle bir boyutu vardır ki nitelikli kişilerin ortaya koydukları fikirler 10 üzerinden çoğunlukla 7-8 puan alsa da. Kalabalıkların bilgeliğine başvurulduğunda 0 puanlık fikirler çıkacak olsa da iyi bir süzgeçle 10 üzerinden 10 puanlık fikir yakalama ihtimali oldukça yüksektir.
Şimdiye kadar 4 marka için yarışma açıldı paramarka'da. YKM, YKM Turizm, Çilek ve Cumartesi. Bakalım bu firmalardan en çok hangisi kalabalığın bilgeliğinden faydalanacak. İlk firmalar olmaları belki biraz risk olabilir firmalar açısından ama daha önce de dediğim gibi ilerde mutlaka çok daha iyi sonuçlar çıkacaktır.

YKM: kazanamadım:)
Çilek: kazanamadım :)
YKM Turizm: Bekliyoruz ama umutlu değilim, sebebi yazının devamında sürpriz:) Ama yine de kim Brezilya'ya gitmek istemez ki:)
Cumartesi: En çok buna fikir gönderdim galiba, bugün son gündü bekliyorum, kullanıcı puanlarıyla kazanamadım ama marka yöneticilerine güveniyorum:)

Hazır yazmaya başlamışken markalarla ilgili de bir iki şey yazayım. Öncelikle şarap içmez bir kişi olarak Cumartesi'yi Şirazettin ve Öküzgözlüm'den dolayı tebrik etmek gerek. Hem eğlenceli bir dil var hem de -benim reklamlarda ve reyonlarda gördüğüm kadarıyla- şarabın sadece köpek öldüren gibi şarap olsun da ne olursa olsun bir içki olmadığını Öküzgözü, Şiraz gibi çeşitlerinin olduğunu ve bunların farklarının olduğunu en çok vurgulayan marka Cumartesi . Bu da markanın kendisini konumlandırırken tüketiciyi eğitmeyi de amaçları arasına aldığını gösteriyor bence. Tabi "şarap içerler" farklı düşünüyor olabilir ama yine de olsun. Eğer benim bilmediğim sizin bildiğiniz bir şeyler varsa paylaşırsanız sevinirm, öğrenmiş olurum:)

YKM Kampüskartı etkin bir şekilde kullanabilirse ve üniversitelilerin aklına yerleştirebilirse başarılı olabilir ama acaba Fish gibi bir şeyler yapılsaydı daha başarılı olabilir miydi? Bu soru şimdi aklıma geldi. Üzerinde düşünmek lazım. Ama zaten YKMciler düşünmüştür:)

Ve yazının sonunda sürpriz bir varsayım. Şöyle ki YKM Turizm için domain önerisi gönderdiniz ve kazanıp kazanmayacağınızı, Brezilya'ya gidip gidemeyeceğinizi merak ediyorsunuz. Bu durumda girin godaddy.com a önerdiğiniz domaini tekrar aratın eğer domain artık boşta değilse nolur nolmaz deyip 10 dolara kıyıp almışlardır ve değerlendirilecek domainler arasındadır. Dolayısıyla kazanma şansınız devam ediyordur. Ben kontrol ettim benim önerilerden hiçbirini almamışlar:( :) Bu sadece bir tahmin tabi ama neden olmasın değil mi?

Bugünkü paramarka yayınımız, uykuya dalarken domain düşünme aktivitesiyle devam ediyor sayın okurlar. Siz canınız sıkıldıkça benim paramarka profilime bakıp "Vay be süper fikir" diyebilirsiniz:) Puan verme konusunda özgürsünüz, zira her ne kadar marka birincisi ve oylama birincisi olarak iki ödül verilse de demokrasi o kadar iyi olmayabilir böyle bir durumda. Bence ödülün çoğu markanın ya da profesyonel reklamcıların değerlendirmesi sonucuna göre verilmelidir. Yaratıcılık böylece daha fazla vurgulanmış olur. Ve tabiki paramarkadaki işlerin gerçeğe dönüşebilme ihtimali de...

İşte böyle...

İyi eğlenceler:)

10 Mayıs 2009

Sansüre Sansür Yay Hareketi










SansureSansur - 04 (Eng. Subt.) from adboy on Vimeo.





Youtube, dailymotion, googlegroups vs...

Ama bu videoları yayınlayanlar da dikkatli olmalı. Yarın biri bize e-mail atmaya çalıştığında ekranda bu kişiye mail atmak mahkeme kararıyla engellenmiştir denebilir.
Yay Hareketi ile ilgili kodlar burda.

Sözlerimi Mahmut Tuncer'in bir şarkısıyla bitiriyorum.

-Bakkal amcaaaaaaaaaaa baaakkal amcaaaaaa
*Ne var
-Unun Var mı?
*Mahkeme Kararıyla Engellendi
-Şekerin Var mı?
*O da Engellendi
-Yağın Var mı?
*O da engellendi

-Ne duruyorsun?
*Ne yapayım?
-sansüre sansür yapsanaaaaaaaaaaa
bunu yaysanaaaaaaaa
bunu yaysanaaaaaaaa vay vay bunu yaysanaaaaaaaa


06 Mayıs 2009

Vakıfbank internet şubesi

vakıfbankı sevmiyorum. sisteme hiçbir ödeme kaydetmememe rağmen bunu niye sorarsın ki?
Lisede ziraat atmleri yapardı. makbuz istiyor musun-evet-maalesef makbuz kalmadı-teşekkürler:)

Paramarka: Arkadaşına Gönder


Her ne kadar Paramarkaya gönderdiğim bir çalışma olsa da diğer bir çok sitede de kullanılabileceğini düşündüğüm bir arkadaşına gönder uygulaması. Şöyle ki normalde sitelerde arkadaşına gönder linkinde ya silebileceğiniz otomatik bir mesaj ya da bir boşluk olur ve sizden yazmanız beklenir. bunun yerine kullanıcıya seçenekler sunup kutulara tikler atarak otomatik bir mail hazırlaması sağlanabilir. Bu hem kullanıcının çok vaktini almaz hem de farklı bir uygulama olarak arkadaşını davet etme isteğini artırabilir. Bence denemeye değer fakat tabiiki metinler üzerinde çalışmak gerekir biraz daha:)

02 Mayıs 2009

Bö! Bitti


Blog Ödülleri ikinci yılı da bitirdi bugünkü konferans ve ödül töreniyle. Ama davetiyem yoktu, misafirim vardı vs derken konferans ve törene gitmedim, gidemedim.
İkinci yılı olması sebebiyle daha fazla sponsor daha fazla katılımcı daha fazla ödül vardı Bö! de. Ama o ödüllerden ben almadım:) Diğer kategorileri pek fazla bilmiyorum ama bu bloğun da yer aldığı reklam-pazarlama kategorisinde birinci olan sitenin blog olarak değerlendirilmesi üzdü tabi beni ve diğer bazı kişileri de... Sanırım önümüzdeki sene bu konuda bir şeyler yapılabilirse iyi olur. Zaten bir çok organizasyon gibi Bö! de yaptıkça geliştirilecektir. Gönül tam gelişmiş olarak doğmasını isterdi ama gerçekten Bö! ekibinin sayısı düşünüldüğünde bu hali bile oldukça başarılı.
Her neyse, herşeye rağmen kazanan blogları tebrik etmek, Eray'a da geçmiş olsun demek gerekiyor sanırım.
Darısı Bö! 2010'a

Bir Paramarka Hikayesi Daha


Dün gece öylesine yazılmış bir paramarka hikayesi daha. Bu hikayedeki olayların ve kişilerin gerçek hayatla bir ilgisi yoktur, varsa da çok fazla değildir:)

Parmarqueé belki birçoğunuz için bir anlam ifade etmiyordur fakat eminim anlatacaklarımı duyunca onu çok seveceksiniz ve bilmediğiniz bir başka gerçeği de öğrenmiş olacaksınız.

Augustus Parmarqueé, 19. yüzyıl Fransa'sında doğan ve günümüz Fransız mutfağındaki birçok yemeğin mucidi olan dahi bir aşçı. Fakir bir ailenin çocuğu olarak doğan Parmarqueé'nin kendinden büyük 6 ve kendinden küçük 2 kardeşine bakıldığında evin en sessiz ve utangaç çocuğu olduğu söylenir.
Kardeşleri ve akranları doyasıya oynarken parmarqueé evde kalmayı ve olmayan malzemelerle 11 kişiyi besleyecek yemek yapmaya çalışan annesinin yanında durmayı tercih etmiştir. Annesinden aldığı 11 kişiyi doyurabilme eğitiminin kariyerindeki yeri şüphesiz yadsınamaz.
10 yaşındayken ise oturduğu bölgenin zenginlerinden Mme de Robanne'nin konağındaki getir götür işlerini yaparak eve biraz olsun para getirmeye çalışan Parmarqueé en çok sabahları evin aşçısı Louis'yle birlikte o günün alışverişini yapmaya gitmekten aşçının meyveleri, sebzeleri ve etleri nasıl seçtiğini izlemekten keyif almış, bunları taşırken kollarının kopacak gibi olmasına ve ilerde sürekli hafif kambur olmasına sebep olacak ağırlıklarına pek aldırmamıştır. Üstelik akşamları Robanne ailesinin yemediği yemeklerin bir kısmını eve götürebilme hakkını kazanmak için de bu ağırlıklara dayanmış ve 3 ay çalıştıktan sonra her gün eve en az üç tabak artık yemek götürmeyi başarmıştır Parmarqueé.
Annesinden az malzemeyle harikalar yaratmayı öğrenen Parmarqueé, Robanne'ların aşçısından ise zenginlerin damak tadını öğrenmiş ve malzemenin sınırsız olmasının öneminin olmadığını, mühim olanın doğru karışımı bulmak olduğunu öğrendi.
Dünya dönerken Parmarqueé büyüyor ve bu arada Robanne'ların aşçısı da yaşlanıyordu. 17sine geldiğinde bir çok şey öğrenmiş olan Parmarqueé, bir gece uyuyan fakat sabah uyanmayan aşçının yerine sabah alışverişi yapmak zorunda kalıp Mme Robanne'ın o gün Paris'ten yılda bir gelen oğlu için hazırlanacak yemeği yapmak zorunda kalınca şansı dönmüş ve bir anda yeni Robanne aşçısı olmuştur.
İlk başlarda Louis'den öğrendiklerini yapan Augustus, sonsuz bir hürmet timsali olarak Mme Robanne ile hiç konuşmayan Louis'nin aksine, efendisine her gün yemekte bir değişiklik isteyip istemediğini sormş, yemeklerle ilgili eleştirilerini dinlemek istemiş ve yıllarca fark edilmeyen bir çok şeyi değiştrimiştir. Bundan hoşnut kalan Mme Robanne ise artık verdiği her davette yemek sonrasında -normalde tanımadığı kişilerle hiç konuşmamayı tercih eden- Parmarqueé'yi çağırarak konuklarına takdim etmiş, ve konukların yemeklerle ilgili görüşlerini belirtmelerini istemiş ve onu takdim ederken her zaman son olarak "Augustus bir aşçı değil, bir sihirbaz. Ondan sadece şu sandalyenin tahtalarını kullanarak bir yemek yapmasını isteseniz bile eminim sizi şaşırtacak mükemmel bir çözüm getirecektir." cümlesini kurmuştur.
Parmarqueé'nin böylece artan ünü, kendisinden istenen en uçuk yemekleri bile büyük başarıyla yapması sonucu tüm ülkeye yayılmış ve adı Paris'e kadar ulaşmıştır ve Parmarqueé kendini saray aşçısı olarak bulmuştur. (Kimbilir belki de Mme Rabonne Augustus'u takdim edip ilerde Paris'e gitmesine sebep olduğu için kendisine daha sonra çok kızmıştır.) Saray'da da oldukça tutulan Parmarqueé 28 yaşına geldiğinde ülke de yalnızca bir tane bulunan Baş Aşçılığa kral tarafından atanan en genç aşçı olmuştur.

İşte Augustus Parmarqueé'nin hikayesi. Ara sıra herkesin değil, sadece bazılarının sevdiği yemekler yapsa da Parmarqueé'nin tabakları genelde yıkanmaya bile gerek yokmuş gibi mutfaklara dönerdi. Ona yemeklerinin sırrı sorulduğunda verilen cevap ise ne kadar mütevazı olduğunu gösteriyor Parmarqueé'nin: " Aslında ben bir aşçı değilim, ben bir hizmetçiyim. Yemekleri yapan kişi 17 yaşından beri Augustus Parmarqueé ama onların asıl sahipleri bu yemekleri yiyenler. Çünkü Mme Robanne'ın evinde Aşçı Louis'den öğrendiklerimi yaparken, çevremdekilere sormaya başladım 'Bu yemek nasıl? Nasıl olmalı? Farklı ne olabilir?' diye. Ben kendim yeni tarifler oluşturmadım. o tarifleri bana her zaman çevremdekiler verdi fakat tevazularından olsa gerek bunu hiç biri kabul etmedi."

İşte bu hikayeyi okuyan Kübra ve Rahşan reklam tariflerini çevrelerinden alabileceklerini düşündüler ve Augustus Parmarqueé'ye bir saygı duruşu olarak bunu paramarka ismi adı altında yapmaya karar verdiler. Paramarka'nın gerçek hikayesi budur.

01 Mayıs 2009

Cine 5- Şifresiz!!

Bugün metroda cine5 reklamı gördüm.
24 saat sizinle, şifresiz

diyordu.
Üzüldüm adamlar adına. Şifre kalkalı yıllar olmuş ama yine de milletin algısı "cine5 şifreli kanaldır" şeklinde. Olmuşla ölmüşe yapılacak bir şey yokmuş tamam ama acaba cine5 şifreyi ilk kaldırdığı zaman farklı bir isimle lansman yapsaydı nasıl olurdu acaba? daha çok izlenir miydi? yoksa how i met your mother'ın bir bölümünde robin'in ekrandan söylediği "ahlaka mugayir" sözlerin kimsenin farkına varmaması gibi yeni kanalı kimse izlemez miydi?
merak işte...

30 Nisan 2009

Bir ParaMarka Hikayesi


İnsanın canı sıkılınca ne yapacağını şaşırıyor:) Ben de paramarka için bir hikaye yazdım, mail attım görmediler, duymadılar ya da vakitleri olmadı. Ben de burda yayınlayım dedim. Benim hoşuma gitti, inşallah sizin ve paramarkacıların da hoşuna gider. Storytelling yapsınlar bu hikayeyle:) Yukardaki resim de öylesine yapılmış bir şey, yoksa paramarkayı seviyorum, beni Brezilya'ya götürecek kendisi:)

“Elenos adasına gittim. Akramarap dedikleri bir törene katıldım. Bu törende adanın en yaşlısı üç kez akramarap diyerek adada o yıl doğan bebeklerin üzerine tadını ve muhteviyatını bilmediğim bir baharat karışımı serpiyordu. Annelerinin kucaklarındaki bebeklerse törenin başında gürültülü bir şekilde ağlamalarına rağmen karışımla buluşunca susuyor, gülmeye başlıyorlardı. Sonradan öğrendim ki bu tören, adada doğan çocukların bilge kişiler olmaları için yapılan bir törenmiş. Muhteviyatını öğrenemediğim karışımdaki baharatların bir kısmı çocukların dünyada karşılaşabilecekleri türlü zorlukları, bir kısmı da bunlarla başa çıkma yollarını simgeliyormuş. Böylece adada yaşayan herkesin bilge olmasının sağlanacağına inandıklarını öğrendim ve gerçekten de Elenos’ta karşılaştığım kişilerin çoğunun aklı başında insanlar olduklarını gördüm.”
Evliya Çelebi, Seyahatname 347. Sayfa

“Bu hikayeden 1500 yıl sonra akramarap’ın tersten okunuşunun Türkçe’de anlamlı bir ikili oluşturduğunu gören girişimcilerin beyninde bir şimşek çaktı ve herkesin reklam fikri üretebileceğini düşünerek paramarka.com u kurdular. Üyelerin üzerine baharat serpilmedi fakat paramarka’daki işler gerçekten genelde başarılı ve firmaların isteklerini karşılayabilecek kalitede oldu.”

Anonim

15 Nisan 2009

geleneksel spin roll

pizza hut yeni bir ürün çıkarmış. kavurmalı pizza ve kavurmalı spin rolls. hem de geleneksel! Reklam panolarında geleneksel olduğunu vurgulamak için ona göre font seçiminde bulunmuşlar ona göre bir dekor yapmışlar. Aferin! Görsel bulursam eklerim.

Ben bu reklamın metin yazarı olsaydım şöyle yazardım afişe :
"Tradisyonel Spin Rolls with Kavurma"
daha güzel olurdu.

KFC'nin toasted twister reklamını bu ülkeye "uygun" gören kişiler de aynı kişiler galiba. Biraz düşünmek lazım.

ebru şallı kredi butiği öneriyor



pilates yapıyorum kalçalarım o kadar sıkı o kadar sıkı ki....
o kadar güzelim ki...
İŞTE BU YÜZDEN
ben ebru şallı, size kredi butiği öneriyorum!

Ben mi yanlış gördüm acaba, tamam ben de uzman değilim ama ebru şallı neden bir banka ürünüyle ilişkilendiriliyor. XXXS bedeninden dolayı mı? XXXL beyninden dolayı mı?

Bir de "ben yaşar usta" vardı ama bunun konumuzla alakası yok:)

var mısın yok musun bonus musun turkcell misin

Bu çok markalı reklamlar da tüketicinin hangi markayı algıladığını tespit etmek oldukça zor olsa gerek, bir reklam da 2'den fazla marka yer almamalı bence. Her neyse bunu söylemeyecektim ben.
Aylardır yapılan var mısın yok musun da verilen hediyeler en başından beri bonus ya da maximum vb gibi bir başka kartın içine yüklenmiş ve nakite dönüştürülebilir olarak verilseydi oldukça başarılı bir işbirliği olurdu diye düşündüm. "Bonus: Çok kazandırır!" Acaba onlarda düşünmüş müdür:)
Tabi teyze 2 TL kazandığında bonus ne derdi bilemem:)

13 Nisan 2009

Terlik, pijama, reklam, girişimcilik: Paramarka

paramarka adını duymuştum ama siteye girme ihtiyacı hissetmemiştim. geçenlerde girdim. Reklam Fikirleri'nde yapmak istediğimi yapmışlar. Üye oluyorsun, marka briefini veriyor. En başarılı fikirlere/çalışmalara ödül veriliyor. Bir de zamanında reklamfikirlerine sponsor olan Reklamyarat var, daha az profesyonel olanı. Yani profesyonellik sıralaması bence şu şekilde: paramarka>reklamyarat>reklamfikirleri.

Bu kısa yazıdan çıkaracağımız sonuç şudur:
  • Bir işi hobi olarak yapmakla profesyonel olarak yapmak arasında fark vardır. işe göstermeniz gereken özen derecesi inanılmaz fark eder.
  • aklınıza bir şey gelmiş olması bunu daha önce kimsenin düşünmediği veya sonra düşünmeyeceği anlamına gelmez. girişimci olmak için fikrin yanına eylem de gerekir.
  • eyleme geçmiş olmanız da bir şey ifade etmeyebilir. doğru kişilere ulaşmanız aynı fikri yedi kat üste çıkarabileceği gibi yedi kat dibe de batırabilir.
  • birlikte çalıştığınız kişilerin de doğru kişiler olması önemli, bu anlamda paramarka reklamyarattan bir adım önde görünüyor mesela.
  • zamanınızı ve paranızı ve akıl gücünüzü girişiminize yatırırken birkaç kez düşünmek gerekir. zira her girişim başarılı olmaz. - tabi paramarkanın başarılı olmasını isterim- reklamfikirlerini girişim haline getir(e)memem sanırım tam olarak emin olmayışımdan kaynaklanıyordu.
  • paramarka'da şu anda ykm kampüskart ve cumartesi şarapları için fikirler üretebilirsiniz:)

Her Gün Biri


Bir blog olsa,
her gün farklı biri yazsa,
olur,
güzel olur.
ben de son derece basit bir mantıkla doğum günümde yazmak isterim mesela.
hmmm
öyle bir blog mu varmış?
açılmış mı?
hergunbiri.com'dan takip edebiliyor muyum?
ne güzel!

11 Nisan 2009

bö başladı!


Gönül rahatlığıyla oy verebilirsiniz:)
Gönlünüz rahat değilse oy vermeyin, darılmam:)

Blog Ödüllleri 2009!

ya da bö!
kayıtlar alındı ve oylama da başlamak üzere. Eray bir sürü de sponsor bulmuş.
Hangi birini saymalı bilmem ama Türk Telekom, Coca Cola, Efes Pilsen, Ülker, Peugeot, Ntvmsnbc, Letoonia Resorts bu organizsayonu destekleyenlerden sadece birkaçı.
Kategori birincilerine taril hediyesi olacakmış. Gönül ister tabi pazarlama kategorisinde birinci oalyım da süper bir tatil yapayım (Anladınız siz, oylar bana:) Peugeot araba vermez farkındayım ama verse de valla istemiyorum, bana bi tatil yeter, 7 gün değil 4 gün de olur:)
Tarihe not düşmek adına sponsorlardan Binrotayı da takibe alsam iyi olur, yapacak iş bulamazsam güzel bir gezi sitesine benziyor, ilerde faydalı olabilir.
Sizi Blog Ödülleri'nin sitesine alalım, ordan da oy verme başladığında bnf'ye oylarınızı verin:)
hadi bakalım:)

Visa özürlü mü değil mi? Bilemedim...

Son yazımda Visa reklamından bahsetmiş ve özürlü Visa demiştim. Yorumlardan öğrendim ki meğer reklamda oynayan kardeşimiz Bill Shannon isminde engelli birisiymiş. Daha önce yazdığım "kendimizle barışık olalım" tahminim doğruymuş.
Fakat yine de hala kafamda soru işaretleri var. Kaç engelli bu mesajı alıp mutlu olabilir, gaza gelebilir gerçekten bilmiyorum. Geçenlerde TRT'de bir programda engeeli bir vatandaş şöyle diyordu. "Türkiye'de engelliler sokaa çıkmıyor. Böyle olunca da çıkanlara 'Aaaa özürlü!' gözüyle bakılıyor. Bu yüzden engelliler sokağa çıkmalı. Böylece insanlar da garipsemez ve herkes için daha güzel olur." Sanırım benim tam ikna olmamam da bu yüzden. Bu yazıyı okuyan bir engelli varsa görüşlerini/hissettirdiklerini yazarsa sevinirim.

03 Nisan 2009

Özürlü Visa

Özürlü/Engelli doğru kelime nedir bilmiyorum ama koltuk değnekleriyle cambazlık yapan adamın olduğu reklam nasıl bir reklamdır? Bu engellileri kızdırmaz mı, üzmez mi? Herhalde kendimizle barışık olalım, burada sadece mizah yapıldı falan diyecektir visa. Veya tepkiler geleceğini biliyorduk falan da diyebilirler. Fakat bütün küfürlerim Visa'ya.
Visa/Mastercard çok umrunda olmayan bir toplum olduğumuz ve banka hangisini verirse onu aldığımız için şimdi bir etkisi olmaz Visa'ya belki bunun ama gün gelir tercih yapmak gerçekten tüketicinin/müşterinin/bizim elimizde olursa o zaman bu reklamı hatırlayanlar Visa'ya "Bir zamanlar hakir gördüğün bir kitle vardı ya.." diyerek küfürleri art arda sıralayıp üstüne bir başka markaya geçer umarım.

Düzenleme: Yorumlar üzerine bkz.

26 Mart 2009

pizza hut sıcak nokta

pizzanız çok sıcak diyorlar ve bu nokta sıcakken "hot" diye okunuyormuş. güzel.
selçuk erdemin ateş hala sıcak fazla uzaklaşmış olamayız esprisini hatırlattı. bu da güzel.
ben pizza hut'ta pizza dağıtsam ve geç kalsam alır çakmağı o noktada en kalın fontla HOT yazmasını sağlar mıyım? düşünmek gerek.

Piksel piksel say beni

Bugün DSP İstanbul adyı Ahmet Vefik Alp'in duraklara konulan bir reklamını gördüm. Afişe öyle bir fotoğraf koymuşlar ki resmen adamın pikselleri sayılıyordu. Yahu tamam çok büyük reklam bütçen olmayabilir de afişe konulacak fotoğrafı bu adamlar google görsel aramaya bakıp mı buluyorlar da yeterli çözünürlük ya da ilgili teknik özellik neyse ondan olmuyor?
Sormak lazım...

12 Mart 2009

Kendinizi Tanıtın Grubu

Daha önce de yazmıştım tanıtım gruplarını sevmediğimi.
Şimdi bir de Su Ürünleri Tanıtım Grubu çıkmış.
Fındık ve Narenciyeden sonra bu da kendisini öne çıkarıyor reklamlarda.
Tamam şanınız yürüyecek anladım da kendinizi tanıtmanız amaçlanmıyor burda, fındık fıstık portakal balık vs... Bunları tanıtmanız ve piyasalarını canlandırmanız bekleniyor.
Su ürünleri tanıtım grubu su ürünlerini tanıtıyor demeyin lütfen! Onun yerine Norveçli balıkçılar süper sağlıklı sebebi de neutregena değil su ürünleri deyin. Ya da obama su ürünleri tüketmeseydi başkan olamazdı deyin. FARKLI bir şey deyin! bırakın sizin şanınız yürümeden piyasa yürüsün....

08 Mart 2009

Dominos 30 dakika- yalanmış meğer....

yalanmış meğer diye bir şarkı sözü vardı...
neyse konumuza dönelim. acıktım. hem de iki kez. ve dominostan verdik siparişi. yoğun oldukları için geç gelecekmiş pizza. geç gelecek dediği için de 30 dakka garantisi yalan oluyormuş. bunu internet sitelerinde de belirtmişler zaten. geç gelebilir dersek o zaman garanti yanar diye.
yahu yoğunluk yokken herşey sütlimanken ben de veririm garantiyi.
bir de sitelerinde utanmadan dünyada bu garantiyi veren ilk firma diyorlar.
sitede bir de ücreti dominos çalışanından kesilmez diyor ama acar pizza sever arkadaşımın anılarından birinde de yine geç gelen çocuk "abi bizden kesiliyor. ben geç geldim sen eyleme" demiş.

bu ne biçim hikaye böyle....

02 Mart 2009

seninle benim aramda büyük bir fark var


Seçimler geldi gelecek. Saadet Partisi'nin sloganı "fark var, saadet var" olmuş. Adanalı dizisinin Ceza tarafından yapılan şarkısının "ilham" kaynağı olduğunu düşündürmedi değil tabi. Ve bu düşünce ilginç geldi. Ceza-Rap-Saadet. Süper:) Ceza bu şarkıyı yapmasaydı on numara slogan olurdu. ama o zaman belki dikkat çekmezdi. bilemedim. kimbilir


Ak Partinin sloganı da beğendim "İşimiz hizmet, gücümüz millet" Destekçileri gaza getirebilecek ve kahve muhabbetlerinde kullanılabilecek bir slogan. AkPartinin akadaylar diye açtığı site ise ayrı bir artı. diğer partilerin böyle bir sitesi var mı bilmiyorum, detaylı olmayan google aramamda çıkmadı en azından.

DSP'nin sitesinde gördüğüm sloganını da çok beğendim ama bir yandan da şaşırdım. DSP'liler Hak kelimesini kullanmayacağından değil ama kullanmasını beklemediğimden. Çarşaf açılımından daha iyi. İstendiğinde ben eşitlik anlamında kullandım da denebilir. Belki de zaten öyledir.
BBP İstanbul Adayı da Büyük Aile Projesi diye bir proje oluşturmuş. Web sitesi zayıf olsa da küçük bir partinin böyle bir çalışma yapması hoşuma gitti. Sadece İstanbul için değil tüm Türkiye'yi kapsayacak şekilde yapılabilir web sitesi ve kampanya o kapsamda yapılabilirdi sanki.

MHP websitesinde Önce Türkiye, Bu Vatan Hepimizin, Türkiye'nin Onurlu Geleceği gibi genel seçimden kalma sloganlar var ama özel bir slogan göremedim.

CHP ise sadece CHP. Nike gibi Just do it diyor içten içe galiba. Yoksa bir slogan var da ben mi görmedim.

Sloganlar ne kadar etki eder sonuçlara bilmiyorum ama yine de slogansız, vaatsiz de olmaz.
Son olarak İ. M. Gökçek'in gizli sloganı "Seve Seve Seçin. Benden başka kim var ki?"den duyduğum rahatsızlığı da dile getireyim. Ne vardı şu adaylar suların 10 gün kesildiği zaman belirlenseydi.
Neyse işte böyle...

28 Şubat 2009

Reklamcılar tahtaya


Reklamcılar tahtaya çıkıyormuş.
Kerem Kanık'a dikkat! Hep öyle bir poz vermek istedim. En kısa zamanda vereceğim. Karizmatik, etkileyici, ben deyim Matriksten bir Keanu Reeves sen de Davidd Copperfield.
Vücut dili diye buna derim ben. O nasıl bir pozdur yahu:)
Eğitime uçan halı üstünde girmesini bekliyorum.
Rastgele...

26 Şubat 2009

dominos yemekteyiz

var mısın yok musun daki tanıtıc reklamların gördüğü rağbetten olsa gerek şimdi de yemekteyize advertorial almışlar. hatun kişi önce praktiker'de gezmeye gidiyor gelince acıkıp dominos'tan sipariş veriyor. Oldukça ekonomik olduğu söyleniyor. Zira ikincisi 4 lira olsa da yemekçi yarışmacı heyecandan ödeme yapmayı unutuyor ama dominos çalışanları bir melekti yavrum olduğu için parayı almadan gidiyor adam. Rtük yakında buna da bi kısıtlama getirir herhalde. Zira yakında LigTV'de futbolcular soyunma odasına giderken Powerade içmeye başlarsa ya da Ali Kırca bir anda Blackberry'si ile son dakika haberini öğrenirse şaşırmayalım.
Ne demiş Orhan Veli:
Sakın Şaşırma!

24 Şubat 2009

Yok mu cankurtaran?

Denizbank Kurtaran Hesap diye birşey çıkarmış. Tüketiciyi kurtarıyorlarmış. "Bunun için Kurtaran yazıp 9999'a gönderin" diyor reklamda.
Bir şeyden kurtulmak isteyen adam kurtaran diye bağırmaz düşüncesiyle, ben Denizbank'ın yerinde olsam "İmdat yaz 9999'a gönder, kurtul" derdim.
Ama ben Denizbank değilim.

Ben Nerdeyim

Şu anda 41 derece 04 dakika 52 saniye Kuzey, 28 derece 47 dakika 53 saniye Doğu koordinatlarında bulunuyorum.
Bu da şöyle oluyor NEREDEYIM yazıp 2222'ye gönderiyorsunuz Turkcell nerde olduğunuzu, bulunduğunuz yeri, koordinatları, en yakın karakol ve hastaneyi mesafeleriyle birlikte gönderiyor. Ücretlendirme nasıl oluyor bilmiyorum. Bana gelen maildeki tahmine ben de katılıyorum. Uludağ'da ölen çocuktan sonra gündeme gelmiş ya da hızlandırılmış bir proje galiba.
İlla ki Uludağ'da kaybolmak da gerekmiyordur bunun için herhalde.
*Nerdesin
-Bilmiyorum
*Çevrende dikkat çeken bi bina falan yok mu
-apartmanlar var, bi de önümde bi yol var
*Hmmm

Gibi durumlarda da kullanılabilir.
Turkcell'i alkışlıyor esenlikler diliyorum efendim.

23 Şubat 2009

Fındık-Fıstık-Portakal-Limon

Sarellenin süper doğal harika fındığı işe alırken yalaka trans yağı kovduğu reklamlarına on puan.
Alkış. Bir ara fındık tanıtım grubu vardı. Belki hala vardır, sarellenin fındığı özkan uğrdan iyi oynamış.
şimdi bi de narenciye tanıtım grubu çıkmış. limon portakal reklamı yapıyorsun iyi güzel de niye orda koskoca tanıtım grubu yazıyor reklamda. bakan müsteşar oda başkanı reklamı gösterip buna bilmem kaç para ayırdık narenciyecileri destekliyoruz desin diye mi acaba? Tüketiciye "bakın Narenciyeyi canlandırmaya çalışıyoruz siz de portakal alın canlansın sektör" demek yerine NTG yazmayan güzel reklamlar yapılsa, tüketici öyle ikna edilse olmaz mı?
Bence olur.

22 Şubat 2009

Seni seviyorum Starbucks

Bugün Capitol Starbucks'ta arkadaşım kahveleri alırken ben de kupa vs diğer ürünlere bakarken bir anlık sakarlıkla 16 liralık bir mataraya çarptım ve kırıldı. kimse farketmedi. bir an arkadaşla bakıştık ve çok içimden gelmese de doğru olanın 16 lirayı verip kırık ürünü almak olduğuna karar verdim. kasaya götürdüğümde "Bu kırık" dedi barista. ben de onun için alıyorum zaten deyince yok ödeme yapmanıza gerek yok dedi. Ben de Starbucks'ı takdir ettim:)
O 16 lirayı versem de Starbucks müşterisi olmaktan vazgeçmezdim ama bu olayın üstüne Starbucks'ı daha çok sevdim.
Siz de sevin:)

17 Şubat 2009

Sizler daha daha nasılsınız inşallah

Telefon çalma efekti: Dülülülülü
-Alo
-Alo ben X, Garanti Bankasından arıyorum. kiminle görüşüyorum acaba?
-Siz neden aramıştınız?
- Sizlere kredi kartı vermek istiyoruz. Bonusun bunun için sizlere bir teklifi var (kelimesi kelimesine değilse de böyle bir şey)
- Sizler derken?
- eee, kem küm, size yani.
- hmmm peki. ilgilenmiyorum.

tabii ki bana olan saygılarını hem de çoğullaştırarak sundukları için minnettarız :) ama daha iki gün önce söyledik kardeşim yahu! var mısın yok musun da araya reklam olarak koysan tamam. Acun "Sizlere" dediği anda Hekim hoplar, Furkan zıplar, kızlar birdenbire bayılır sonra da devam edersin "bonustan süper fırsat" der ama telefonda konuşuyorsun sevgili X kardeşim.
tekrar sorayım:
-Sizler derken?

15 Şubat 2009

CRM, Dilenci vs

Cuma günü otogarda otobüsün kalkmasını beklerken 5-6 yaşında dilenci bir çocuk geldi yanıma. Para istiyordu ve yakınında benden başka kimse olmamasına rağmen otomatik pilot misali başladı sıralamaya:
"Abiler ablalar bi ekmek parası"
Çevreme baktım abi benim ama abla falan yok ortada. Sadece abi deseydi o ekmek parasını verir miydim bilmiyorum.

Buraya kadar başıma gelen olay, bundan sonrası benim kurgum:

Onun yerine bir öğüt verdim çocuğa: "Git çocuğum sen bi CRM kitabı al. Müşterinin kim olduğuna bakmadan hepsine aynı mesajı otomatik olarak yollarsan elbette bazılarını ikna edebilirsin ama sadece kafanı kaldırmayıp doğrusunun o olduğunu sandığın otomatik mesajı verirsen bir sürü potansiyel müşteriyi de farkına bile varmadan kaçırırsın." dedim.
"Tamam abi" dedi. Birkaç metre ilerdeki 70 yaşındaki teyzeye aynı sözleri söyledi: "Abiler ablalar bi ekmek parası"

10 Şubat 2009

sen hiç yaban mersini gördün mü?


Ben görmedim. Geçtiğimiz güne kadar duymamıştım da. Ne olduğunu da aslında hala bilmiyorum ama şu kadarını biliyorum, bu yaban mersininin mavi bir şey olduğu iddia ediliyor. ingilizcesi de blueberry. İngilizcesini de bu sabah tesadüfen gördüğüm lipton ambalajından öğrendim.
Konumuza dönelim. Geçenlerde sanırım d&r da bebeklere/çocuklara yönelik kitaplar kısmında "Renkleri Öğreniyorum" a benzer bir isme sahip bir kitapçık gördüm. Her sayfa da bir renk ve bu renge sahip bir meyva veya hayvan var kitapta.

Örneğin Portakal-Turuncu

veya

Yaban Mersini-Mavi

Şimdi bu durumda ben yeğenime renkleri gösterirken "Bak Defne, bu yaban mersini, yaban mersini de mavi olur." diyeceğim. O da ilk kelimesini söyleyecek: "Hönk?!?!?". Sonra ben ablamlara döneceğim ve "Abla Defne konuştu! Hönk dedi!" diye sevinçle sesleneceğim.
Kitabı (!) Doğan Egmont yayınlamış. Orjinali Bilmemne Publications tarafından yayınlanmış ve bunlar da telif hakkını alıp usta bir çevirmenle çalışmışlar. Çevirmenin bir suçu yok. "Bizim memlekette blueberry ye yaban mersini denir!" (miş). ama Türkiye'de kim çocuğuna mavi rengi yaban mersini ile anlatmaya çalışır ve hedef kitlevarsa ve bunun içinde olsa bile ne kadar kişi yaban mersininin ne olduğunu biliyor merak ediyorum. 16 sayfalık kitapta ayrıca altın (golden) rengi bozukluk olaak anlatılmış ve kara üzüm görseliyle de mor rengi öğretmeye çalışmışlar (tamam o mor ama biz siyah üzüm diyoruz:))
Bir de böyle bir kitap için neden telif alınır. Baskı ve dağıtım imkanları varsa, ki o imkan olmasa d&r da görmezdim, oraya muz resmi koyup sarı yazmak için telif ödemek gerekli midir onu da merak ettim...
Son olarak bence yaban mersini hiç de mavi değil:) İşte böyle....

27 Ocak 2009

çığ-kar-kış-kıyamet

Geçen hafta Uludağ'da bir çocuk donarak hayatını kaybetti. Hafta sonunda da 10 dağcı çığ sonucu öldüler. Bunları herkes biliyor zaten. Allah hepsine rahmet eylesin.
Dün Hürriyet seyahat eki vermiş. Kış turizmi için gidilecek yerler diye de bir kapak haberi var. iç sayfaya geçince önerilen yerlerden birisi de Zigana. Elbette bundan sonra da çığlar düşecek karlar yağacaktır ve kış turizmi de devam edecektir. Ama gündem oluşturan bu iki taze haberin ardından her ne kadar mevsimi de olsa Hürriyet'in bunu yapmaması gerekirdi diye düşünüyorum. En azından bir iki hafta sonra yayınlamalıydı. O arada sömestr tatili bitecek fakat yine de farklı bir şey yapılabilirdi bence.
Bir de Hyundai bant reklamı çıktı akşam tvde. tam okuyamadım ama önce ".... çığ gibi büyüyor" diyor sonra da hyundai alın falan diyor. Bu reklam'da Hürriyet'in uygulamasıyla aynı kaderi paylaşmış. Üstelik Hyundai için sömestrın bitmesi gibi bir kaygı da yok!
Bir düşünmek lazım...