Pages

24 Mayıs 2009

Belediye Başkanının Verdiği Yetkiye Dayanarak


Bugün bir arkadaşımın düğününe gittim. Belediye başkanı çiçek göndermiş ama bir önceki düğünde de belediye başkanının çiçek sahnede duruyordu. Sonradan aklıma geldi. Yıllar yılı olmasa da kaç düğüne gittiysem, her ne kadar nikah memuru "belediye başkanının verdiği yetkiye dayanarak" karı koca ilan etse de nikah salonunda hiç böyle bir çiçek görmemişim.
Hal böyleyken belediye başkanları en azından belediyelerine bağlı salonlardaki nikahlarda hafta sonu sabahtan akşama kadar duracak şekilde çiçek koysalar yıl boyu güzel olmaz mı? Bu hem evlenenlere bir kutlama mesajı olur hem de bir sonraki seçime yatırım olur. Başkanın hangi partiden olduğu da fark etmez. Bütün başkanlar yapabilir bunu. Sadece aşırı partizan kişiler ya da aileleri nikahlarında sevmedikleri partiden belediye başkanının çiçeğini görmek istemeyebilir ama o zaman da "Onun yetkisiyle nikahın kıyılıyor sen bi de çiçek istemem diyorsun. Bak karışmam yetkisini geri alır" diyerek kibarca tehdit edilebilir, ortaya çıkacak komik durum izah edilebilir:)

20 Mayıs 2009

sevgili secret cv, bugün 20 mayıs


ama sen benim 19 mayısımı bugün kutluyorsun. Ben senin doğum gününü geç kutlasam ya da ikimiz için özel olan bir günü unutsam sen bana kızmaz mısın? kırılmaz mısın? hüseyin beni hiç sevmiyooooooooooo demez misin?

18 Mayıs 2009

indirim di

Kiler marketleri indirim yapmış. Ulus'ta bilboardlara reklam vermiş. makarna 65 kuruş diye. Kasadan geçerken 75 kuruş diye geçiyor. Kadın geldi soruyor: "Müdür nerde? Böyle böyle bir durum var. Sebebi nedir merak ettim." Konudan habersiz personel bilmiyor. "Bölgesel indirim olabilir ya da indirim kalkmış olabilir." diyor.
Bir kaç dakika sonra başka bir kadın makarna alırken kasadaki kız diğerine soruyor. "Bu 75 kuruş değil mi?" diye.

Konu 10 kuruş meselesi değil. Konu müşteriye ve potansiyel müşteriye güven vermek konusu. Yalnız kilerle alakalı değil bir çok markette olabilen durumlar bunlar. Dikkatli olmak lazım.

Bir de kilere eksiden artıyta dönen bir puanım var. reyonda 2.89 olan danette kasadan 3.19 olarak geçince kredi kartıyla ödeme yapmama rağmen önce reyondaki fiyat etiketlerini çıkarıp sonra fark iadesi yapan kasiyeri takdir ediyorum. Ama yine de bunu ilk söylediğim de "O üründe indirim yok kiii" deyip inanmayan kasiyeri de kınıyorum.

Kart ama ne kartı, hesap ama ne hesabı

Bugün İmge Kitabevi'nden bir kitap aldım.
Kasada önümdeki adam parayı ödeyecekken kasadaki kız "Kartınız var mı?" dedi. Adam kredi kartına davranınca "Hesabınız var mı?" dedi. Ben merak ettim bu ne ola ki diye.
Sonra bana sordu hesabınız var mı diye. yok dedim. Ödedim çıktım.

Patron sadık müşteriler için ya da müşterileri sadık hale getirmek için. Muhtemelen İmge'de hesabımın ya da kartımın olması benim için ilerde avantajlar sağlayabilir. ama kasadaki kız bunu söylemedi. ben de sormadım. önümdeki adam da sormadı. Acaba merak eden sorar müşteriyi boğmayalım diye mi düşünüyorlar. yoksa patronun uygulaması kasadaki kızın umrunda değil mi?

11 Mayıs 2009

Wisdom of Crowds, Paramarka vs


Son 10 yazının çoğuna bakıldığında zaten belli oluyor bu aralar paramarkaya sardığım:) Güzel site vesselam:)
FF'te gelen feedlerden birçok blogcunun paramarkayı keşfettiği ve takdir ettiği de anlaşılıyor bu arada.Bir de takdir edilmesi gereken firmalar var sanırım. Hem kullanıcıya güvenmeleri açısından hem de brieflerini paylaşmaları açısından.
Paramarka'da brieflerini yayınlayan firmaların eninde sonunda "wisdom of crowds" kavramından nasiplerini alacaklarını düşünüyorum. Kalabalıkların bilgeliği demek olan bu kavrama göre çok sayıda çeşitli niteliklerdeki kişilerin ortaya koyduğu fikirler az sayıda yüksek nitelikli kişinin ortaya koyduğu fikirden daha iyi sonuçlar verecektir. Bunun bir de şöyle bir boyutu vardır ki nitelikli kişilerin ortaya koydukları fikirler 10 üzerinden çoğunlukla 7-8 puan alsa da. Kalabalıkların bilgeliğine başvurulduğunda 0 puanlık fikirler çıkacak olsa da iyi bir süzgeçle 10 üzerinden 10 puanlık fikir yakalama ihtimali oldukça yüksektir.
Şimdiye kadar 4 marka için yarışma açıldı paramarka'da. YKM, YKM Turizm, Çilek ve Cumartesi. Bakalım bu firmalardan en çok hangisi kalabalığın bilgeliğinden faydalanacak. İlk firmalar olmaları belki biraz risk olabilir firmalar açısından ama daha önce de dediğim gibi ilerde mutlaka çok daha iyi sonuçlar çıkacaktır.

YKM: kazanamadım:)
Çilek: kazanamadım :)
YKM Turizm: Bekliyoruz ama umutlu değilim, sebebi yazının devamında sürpriz:) Ama yine de kim Brezilya'ya gitmek istemez ki:)
Cumartesi: En çok buna fikir gönderdim galiba, bugün son gündü bekliyorum, kullanıcı puanlarıyla kazanamadım ama marka yöneticilerine güveniyorum:)

Hazır yazmaya başlamışken markalarla ilgili de bir iki şey yazayım. Öncelikle şarap içmez bir kişi olarak Cumartesi'yi Şirazettin ve Öküzgözlüm'den dolayı tebrik etmek gerek. Hem eğlenceli bir dil var hem de -benim reklamlarda ve reyonlarda gördüğüm kadarıyla- şarabın sadece köpek öldüren gibi şarap olsun da ne olursa olsun bir içki olmadığını Öküzgözü, Şiraz gibi çeşitlerinin olduğunu ve bunların farklarının olduğunu en çok vurgulayan marka Cumartesi . Bu da markanın kendisini konumlandırırken tüketiciyi eğitmeyi de amaçları arasına aldığını gösteriyor bence. Tabi "şarap içerler" farklı düşünüyor olabilir ama yine de olsun. Eğer benim bilmediğim sizin bildiğiniz bir şeyler varsa paylaşırsanız sevinirm, öğrenmiş olurum:)

YKM Kampüskartı etkin bir şekilde kullanabilirse ve üniversitelilerin aklına yerleştirebilirse başarılı olabilir ama acaba Fish gibi bir şeyler yapılsaydı daha başarılı olabilir miydi? Bu soru şimdi aklıma geldi. Üzerinde düşünmek lazım. Ama zaten YKMciler düşünmüştür:)

Ve yazının sonunda sürpriz bir varsayım. Şöyle ki YKM Turizm için domain önerisi gönderdiniz ve kazanıp kazanmayacağınızı, Brezilya'ya gidip gidemeyeceğinizi merak ediyorsunuz. Bu durumda girin godaddy.com a önerdiğiniz domaini tekrar aratın eğer domain artık boşta değilse nolur nolmaz deyip 10 dolara kıyıp almışlardır ve değerlendirilecek domainler arasındadır. Dolayısıyla kazanma şansınız devam ediyordur. Ben kontrol ettim benim önerilerden hiçbirini almamışlar:( :) Bu sadece bir tahmin tabi ama neden olmasın değil mi?

Bugünkü paramarka yayınımız, uykuya dalarken domain düşünme aktivitesiyle devam ediyor sayın okurlar. Siz canınız sıkıldıkça benim paramarka profilime bakıp "Vay be süper fikir" diyebilirsiniz:) Puan verme konusunda özgürsünüz, zira her ne kadar marka birincisi ve oylama birincisi olarak iki ödül verilse de demokrasi o kadar iyi olmayabilir böyle bir durumda. Bence ödülün çoğu markanın ya da profesyonel reklamcıların değerlendirmesi sonucuna göre verilmelidir. Yaratıcılık böylece daha fazla vurgulanmış olur. Ve tabiki paramarkadaki işlerin gerçeğe dönüşebilme ihtimali de...

İşte böyle...

İyi eğlenceler:)

10 Mayıs 2009

Sansüre Sansür Yay Hareketi










SansureSansur - 04 (Eng. Subt.) from adboy on Vimeo.





Youtube, dailymotion, googlegroups vs...

Ama bu videoları yayınlayanlar da dikkatli olmalı. Yarın biri bize e-mail atmaya çalıştığında ekranda bu kişiye mail atmak mahkeme kararıyla engellenmiştir denebilir.
Yay Hareketi ile ilgili kodlar burda.

Sözlerimi Mahmut Tuncer'in bir şarkısıyla bitiriyorum.

-Bakkal amcaaaaaaaaaaa baaakkal amcaaaaaa
*Ne var
-Unun Var mı?
*Mahkeme Kararıyla Engellendi
-Şekerin Var mı?
*O da Engellendi
-Yağın Var mı?
*O da engellendi

-Ne duruyorsun?
*Ne yapayım?
-sansüre sansür yapsanaaaaaaaaaaa
bunu yaysanaaaaaaaa
bunu yaysanaaaaaaaa vay vay bunu yaysanaaaaaaaa


06 Mayıs 2009

Vakıfbank internet şubesi

vakıfbankı sevmiyorum. sisteme hiçbir ödeme kaydetmememe rağmen bunu niye sorarsın ki?
Lisede ziraat atmleri yapardı. makbuz istiyor musun-evet-maalesef makbuz kalmadı-teşekkürler:)

Paramarka: Arkadaşına Gönder


Her ne kadar Paramarkaya gönderdiğim bir çalışma olsa da diğer bir çok sitede de kullanılabileceğini düşündüğüm bir arkadaşına gönder uygulaması. Şöyle ki normalde sitelerde arkadaşına gönder linkinde ya silebileceğiniz otomatik bir mesaj ya da bir boşluk olur ve sizden yazmanız beklenir. bunun yerine kullanıcıya seçenekler sunup kutulara tikler atarak otomatik bir mail hazırlaması sağlanabilir. Bu hem kullanıcının çok vaktini almaz hem de farklı bir uygulama olarak arkadaşını davet etme isteğini artırabilir. Bence denemeye değer fakat tabiiki metinler üzerinde çalışmak gerekir biraz daha:)

02 Mayıs 2009

Bö! Bitti


Blog Ödülleri ikinci yılı da bitirdi bugünkü konferans ve ödül töreniyle. Ama davetiyem yoktu, misafirim vardı vs derken konferans ve törene gitmedim, gidemedim.
İkinci yılı olması sebebiyle daha fazla sponsor daha fazla katılımcı daha fazla ödül vardı Bö! de. Ama o ödüllerden ben almadım:) Diğer kategorileri pek fazla bilmiyorum ama bu bloğun da yer aldığı reklam-pazarlama kategorisinde birinci olan sitenin blog olarak değerlendirilmesi üzdü tabi beni ve diğer bazı kişileri de... Sanırım önümüzdeki sene bu konuda bir şeyler yapılabilirse iyi olur. Zaten bir çok organizasyon gibi Bö! de yaptıkça geliştirilecektir. Gönül tam gelişmiş olarak doğmasını isterdi ama gerçekten Bö! ekibinin sayısı düşünüldüğünde bu hali bile oldukça başarılı.
Her neyse, herşeye rağmen kazanan blogları tebrik etmek, Eray'a da geçmiş olsun demek gerekiyor sanırım.
Darısı Bö! 2010'a

Bir Paramarka Hikayesi Daha


Dün gece öylesine yazılmış bir paramarka hikayesi daha. Bu hikayedeki olayların ve kişilerin gerçek hayatla bir ilgisi yoktur, varsa da çok fazla değildir:)

Parmarqueé belki birçoğunuz için bir anlam ifade etmiyordur fakat eminim anlatacaklarımı duyunca onu çok seveceksiniz ve bilmediğiniz bir başka gerçeği de öğrenmiş olacaksınız.

Augustus Parmarqueé, 19. yüzyıl Fransa'sında doğan ve günümüz Fransız mutfağındaki birçok yemeğin mucidi olan dahi bir aşçı. Fakir bir ailenin çocuğu olarak doğan Parmarqueé'nin kendinden büyük 6 ve kendinden küçük 2 kardeşine bakıldığında evin en sessiz ve utangaç çocuğu olduğu söylenir.
Kardeşleri ve akranları doyasıya oynarken parmarqueé evde kalmayı ve olmayan malzemelerle 11 kişiyi besleyecek yemek yapmaya çalışan annesinin yanında durmayı tercih etmiştir. Annesinden aldığı 11 kişiyi doyurabilme eğitiminin kariyerindeki yeri şüphesiz yadsınamaz.
10 yaşındayken ise oturduğu bölgenin zenginlerinden Mme de Robanne'nin konağındaki getir götür işlerini yaparak eve biraz olsun para getirmeye çalışan Parmarqueé en çok sabahları evin aşçısı Louis'yle birlikte o günün alışverişini yapmaya gitmekten aşçının meyveleri, sebzeleri ve etleri nasıl seçtiğini izlemekten keyif almış, bunları taşırken kollarının kopacak gibi olmasına ve ilerde sürekli hafif kambur olmasına sebep olacak ağırlıklarına pek aldırmamıştır. Üstelik akşamları Robanne ailesinin yemediği yemeklerin bir kısmını eve götürebilme hakkını kazanmak için de bu ağırlıklara dayanmış ve 3 ay çalıştıktan sonra her gün eve en az üç tabak artık yemek götürmeyi başarmıştır Parmarqueé.
Annesinden az malzemeyle harikalar yaratmayı öğrenen Parmarqueé, Robanne'ların aşçısından ise zenginlerin damak tadını öğrenmiş ve malzemenin sınırsız olmasının öneminin olmadığını, mühim olanın doğru karışımı bulmak olduğunu öğrendi.
Dünya dönerken Parmarqueé büyüyor ve bu arada Robanne'ların aşçısı da yaşlanıyordu. 17sine geldiğinde bir çok şey öğrenmiş olan Parmarqueé, bir gece uyuyan fakat sabah uyanmayan aşçının yerine sabah alışverişi yapmak zorunda kalıp Mme Robanne'ın o gün Paris'ten yılda bir gelen oğlu için hazırlanacak yemeği yapmak zorunda kalınca şansı dönmüş ve bir anda yeni Robanne aşçısı olmuştur.
İlk başlarda Louis'den öğrendiklerini yapan Augustus, sonsuz bir hürmet timsali olarak Mme Robanne ile hiç konuşmayan Louis'nin aksine, efendisine her gün yemekte bir değişiklik isteyip istemediğini sormş, yemeklerle ilgili eleştirilerini dinlemek istemiş ve yıllarca fark edilmeyen bir çok şeyi değiştrimiştir. Bundan hoşnut kalan Mme Robanne ise artık verdiği her davette yemek sonrasında -normalde tanımadığı kişilerle hiç konuşmamayı tercih eden- Parmarqueé'yi çağırarak konuklarına takdim etmiş, ve konukların yemeklerle ilgili görüşlerini belirtmelerini istemiş ve onu takdim ederken her zaman son olarak "Augustus bir aşçı değil, bir sihirbaz. Ondan sadece şu sandalyenin tahtalarını kullanarak bir yemek yapmasını isteseniz bile eminim sizi şaşırtacak mükemmel bir çözüm getirecektir." cümlesini kurmuştur.
Parmarqueé'nin böylece artan ünü, kendisinden istenen en uçuk yemekleri bile büyük başarıyla yapması sonucu tüm ülkeye yayılmış ve adı Paris'e kadar ulaşmıştır ve Parmarqueé kendini saray aşçısı olarak bulmuştur. (Kimbilir belki de Mme Rabonne Augustus'u takdim edip ilerde Paris'e gitmesine sebep olduğu için kendisine daha sonra çok kızmıştır.) Saray'da da oldukça tutulan Parmarqueé 28 yaşına geldiğinde ülke de yalnızca bir tane bulunan Baş Aşçılığa kral tarafından atanan en genç aşçı olmuştur.

İşte Augustus Parmarqueé'nin hikayesi. Ara sıra herkesin değil, sadece bazılarının sevdiği yemekler yapsa da Parmarqueé'nin tabakları genelde yıkanmaya bile gerek yokmuş gibi mutfaklara dönerdi. Ona yemeklerinin sırrı sorulduğunda verilen cevap ise ne kadar mütevazı olduğunu gösteriyor Parmarqueé'nin: " Aslında ben bir aşçı değilim, ben bir hizmetçiyim. Yemekleri yapan kişi 17 yaşından beri Augustus Parmarqueé ama onların asıl sahipleri bu yemekleri yiyenler. Çünkü Mme Robanne'ın evinde Aşçı Louis'den öğrendiklerimi yaparken, çevremdekilere sormaya başladım 'Bu yemek nasıl? Nasıl olmalı? Farklı ne olabilir?' diye. Ben kendim yeni tarifler oluşturmadım. o tarifleri bana her zaman çevremdekiler verdi fakat tevazularından olsa gerek bunu hiç biri kabul etmedi."

İşte bu hikayeyi okuyan Kübra ve Rahşan reklam tariflerini çevrelerinden alabileceklerini düşündüler ve Augustus Parmarqueé'ye bir saygı duruşu olarak bunu paramarka ismi adı altında yapmaya karar verdiler. Paramarka'nın gerçek hikayesi budur.

01 Mayıs 2009

Cine 5- Şifresiz!!

Bugün metroda cine5 reklamı gördüm.
24 saat sizinle, şifresiz

diyordu.
Üzüldüm adamlar adına. Şifre kalkalı yıllar olmuş ama yine de milletin algısı "cine5 şifreli kanaldır" şeklinde. Olmuşla ölmüşe yapılacak bir şey yokmuş tamam ama acaba cine5 şifreyi ilk kaldırdığı zaman farklı bir isimle lansman yapsaydı nasıl olurdu acaba? daha çok izlenir miydi? yoksa how i met your mother'ın bir bölümünde robin'in ekrandan söylediği "ahlaka mugayir" sözlerin kimsenin farkına varmaması gibi yeni kanalı kimse izlemez miydi?
merak işte...