Pages

31 Ocak 2008

indirimtv, bloglar, e-ticaret vs....

26 ocakta indirimtv diye yeni bir e-ticaret firması açılmış. Bu da İndirim TV ile ilgili birisi alkış yazısı birisi soru işareti yazısı olan iki bölümden müteşekkil bir yazı:)

Bölüm 1:

Birkaç gündür blogkürede hızla dolaşan bir mevzu var. Mert Alemdar'ın indirimtv ile olan macerası, bunun birçok blogda hızla yayılması ve en son olarak indirimtv'nin sahibi Oğuz Bey'in Eray'ın bloğundaki yazıya bizzat yorum yaparak haklarında olan olumsuz havayı yok ettiğinden emin olmasam da önemli derecede azaltması.

Bu olay, blogların öneminin anlaşılması ve hızlı cevap vererek olumsuzlukların avantaja çevrilmesi anlamında oldukça önemli bence. Bu tür örneklerin artmasıyla bloglara bakış açısı da değişecektir. Bu konuda Eray'ın bloğuna da yorum olarak yazdım, ama burdan da söylemekten zarar gelmez.

Oğuz Bey bu hızlı davranışı için "Git kime şikayet edersen et" diyen firmalara karşı hem büyük avantaj sağladı hem de tebriği hak ediyor. Fakat burda blogcuların da yazılarında -hataya karşı bakış açıları değişmemiş olmasa bile- Oğuz Bey'in olaya dâhil olmasını belirtecek düzenlemeler yapmaları gerekiyor bence.

Bölüm 2:

Bunu da yine Eray'ın yazısına yorum olarak yazmıştım, ama cevap gelmeyince ve de dün Murat Kahraman'ın ilintili bir yazı yazması üzerine burdan da sormak istedim. Murat Kahraman yazısında e-ticaret yapan firmalarla ilgili bir araştırmaya yer vermiş ve sonuç olarak şöyle demiş:
Eposta ve şifre haricinde 20 sitenin hepsinde istenilen ortak bir bilgi yokken ad soyad ve şifre doğrulama alanlarından sonra en çok talep edilen bilgi telefon numarası. Ortalamaya bakarsak bir e-ticaret sitesine kayıt yaptırırken büyük çoğunluğu metin olarak 9 farklı form alanını doldurmak gerekiyor.

Özellikle ilk defa girilen bir sitede bu kadar çok bilgiyi paylaşmak, metni yazmak ve zaman harcamak çok sayıda müşterinin kayıt sayfasından çıkış yapmasına neden olacağı neredeyse kesin.
Bunun indirimtv ile olan ilgisine gelince indirim tv imece usulü satış diye ne olduğunu bilmediğim bir şekilde satış yapıyormuş ve sitede bunun ne olduğu hakkında bilgi almak için siteye üye olmak mecburiymiş. Eray'ın bloğundaki yorumum şöyle:

İmece usulü satış hakkında bilgi almak için neden illa siteye üye olmak yalan da olsa bir mail adresi vermek gerekiyor? artık imece usulü satışın ne olduğunu merak etmiyorum ve internetten alışveriş yapacak olursam indirimtv aklıma gelir mi bilmiyorum doğrusu. Bu yazıdaki linkten siteye girdim, baktım üyelik istiyor ne yaptığını öğrenemeden çıktım. Soru bu yazıyla ilgili değil ama merak ettim, satın alma kararı olan kişi zaten üye olur, ama benim gibi şu anda bir satın alma düşüncesi olmayanları kaçırmak niye?
Murat Bey, bu kadar çok bilgi istemek olmaz demiş, ama indirimtv'de durum daha vahim ne yaptıklarını söylemek için üyelik istiyorlar! Bunun için ultra süper benzersiz bir ürün olması gerekiyor, erke dönergeci gibi. e-ticaret siteleri artık bulunmaz hint-kumaşı değil!

Avea- Yuh Be!!!


Avea 4440500 diye bir numaradan iki haftaya bir arıyor ve otomatik sesli kadın bir de utanmadan reklam yapmak için rahatsız ettikleri telefon görüşmesinden ücret almayacaklarını gururla söylüyor!

Geçenlerde çantadayken yanlışlıkla açılan telefonda kadın konuşmasını bitirdiğinde ancak telefonu alabilmiş şunun için bire bunun için ikiye demişti, ben de anlayamadığım için herhalde tekrar dinleme 1 dir diyerek basmış ve o andan itibaren tüm kamu tarifesine geçmiştim:) Ama bu seferki konu farklı:

Hem Turkcell hattım var, hem avea.

Sabah yine telefonum çaldı, ama Turkcell!! Avea kadını yine başladı bi dakkada bilmem ne servisini tanıtacağım diye, kapattım.

Başta Ave'nın Turkcell hatlara da dadandığını düşünerek, yuh be şeklinde yayınladım yazıyı ama sonra fark ettim ki, Avea hattım kapalı olduğu için Turkcell'e yönlendirmeden dolayı böyle bir durum ortaya çıktığını farkettim.

Ama bu sefer de aklıma şöyle bir soru takıldı: avea hattımı aradığında gururla ücretsiz diyen avea bu gereksiz arama turkcell hattıma yönlendirildiği için ondan ücret alacak mı? Muhtemelen evet!

İlginç!

Reklam Fikirleri 1 Yaşında!!!


Ve Beklenen Gün Geldi!

Reklam Fikirleri 1 Yılını Doldurdu!

Bir Yılda:

9'u blog yazarı toplam 20 kişi tarafından, 40'a yakın marka için, 250 fikir yayınlandı!

13.000 kişi tarafından 25.000 kez görüntülendi!

Reklamyarat Reklamfikirleri'ne Sponsor Oldu! Reklam Fikirleri Reklam Şebekesi//Bloglama'da sponsoru olan ilk ve tek blog oldu!!

Ne güzel oldu!!

Bu süreçte başta fikirleriyle katkıda bulunanlar olmak üzere, yorumlarıyla Reklam Fikirleri'ni zenginleştiren herkese ve 75 civarındaki sürekli takipçimize teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Teşekkür ederim:)

30 Ocak 2008

Mim- Nefesimi Kesecek Anlar!

Tunç'un başlatarak Eray'yolladığı mim, Eray'dan da bana geldi. Öncelikle hem Tunç'a mimi başlattığı için, hem de Eray'a pas için teşekkürlerimi yollayayım, sonra da nefesimi kesecek anları yazmaya çalışayım.

Neden Olmasın!

  • Evlilik, çocuk, mümkünse erkek:)
  • Kendi işimi kurmak, ne iş olsa yaparım abi- yeter ki kendi işim olsun, ama maalesef şimdi değil:),
  • ODTÜ İşletme'de part-time ders vermeye başlamak, mümkünse girişimcilik üzerine, ikinci tercih Hacettepe, üçüncü tercih eğer başlarsam doktora yapacağım yer:)
  • Yine mümkünse ODTÜ işbirliğiyle öğrencilere gerçek anlamıyla danışmanlık veren bir girişimcilik merkezi kurmak, gelecek nesil benim gibi ah bi elimizden tutan olsaydı şu olsaydı bu olsaydı demesin- bahane üretmeyip alsın finansmanını dağ gibi girişimci olsunlar:)
  • Turks&Caicos Adası'na gitmek, buranın bir özelliği var mı bilmiyorum, ama ismini seviyorum, sadece 20.000 kişi yaşıyor, ve kimsenin bilmediği, umursamadığı bir yer olsa gerek (Off-shorecular hariç:) Egzotik bir yerdir herhalde:)
  • Kitap yazmak, belki kısa hikayeler- roman yazabileceğimi hiç sanmıyorum:)
  • Kendi evimi almak, ikincisini de almak:) ve ikinciyi abuk subuk beceremeyeceğim hobiler için bir atölye olarak kullanmak.
  • Çin, Hindistan, Bangladeş gibi bir ülkenin "modern olmayan" sokaklarında amaçsızca geçirilecek bir hafta/ay
  • Avustralya'ya gemiyle gitmek, ilginç olur herhalde:)
  • Merkezini hiç görmeyip nüfus cüzdanımda yazdığı için oralıyım dediğim,ve sebepsiz bir şekilde sevdiğim memleketim Bâlâ'da bir fabrika açmak,istihdam sağlamak, fabrikatör hüseyin:)


Neden Olsun!

  • Kısa da olsa bir senaryo yazıp filmini yönetmek,
  • Bungee jumping -oraya çıktığımda kalp krizi geçiririm heralde:)
  • Afrika-Safari, aslanlar kaplanlar beni yer:)
  • 5-10 dili anadilim gibi konuşmak (abarttım değil mi:)) ve bu beş dili konuşan insanlarla bir masada her biriyle kendi dilinde konuşmak.
  • Türkçe'ye "bilgisayar" gibi bir kelime kazandırmak

Nasıl Olur!

  • Birisi çıksa, Orhan Veli ölmedi, şurda yaşıyor dese gitsem, elini öpsem, büyüksün desem, bir hafta boyunca o anlatsa ben dinlesem, araya Sait Faik girse:)
  • Düşüncelerimizi bir şekilde kaydedebilsek ve unutmamalıyım dediğimiz ama unuttuğumuz her şeyi bu teknoloji sayesinde istediğimiz zaman hatırlayabilsek (Fazla bilim kurgu oldu:))


Başta -böyle yazmaya çalışınca da akla gelmez meretler:)- yazmıştım ama baya uzun bi nefesimi kesecek anlar listesi oldu, bayağı biriktirmişim:)
Sıra geldi benim mimleyeceğim kişilere,
Leyla, Omar, Özgür, Onur, Bilal, Iraz ve mim olsun benim olsun diyen herkes, söz sizde:)

28 Ocak 2008

Bir Colin's Macerası

Geçenler de Meşrutiyet Colins'in vitrinini göstermiştim bana nanik yaptı deyip, bugün daha beterini gördüm aynı vitrinde: 69,90 yerine 109,90:)



Ve gelelim Colin's macerama,

Geçen yıl bir ayakkabı aldım, üstelik çok keyifli oldu. Daha önce 80 YTL'ye görüp bu parayı vermeye hazır halde Colins'e gitmiş %50 indirime girdiğini görüp 40 YTL kârla Colins'ten çıkmıştım:) Ama ayakkabının 3-4 ayda dikişleri attı ve Colin's e götürdüm. Onlar da hiç sorun çıkarmadan ayakkabıyı incelemeye gönderdi hatalı olduğunu görünce bir değişim fişi yazdılar. Ben de Colin's i alkışladım:)

Bu kağıt bir kaç ay cüzdanda durduktan sonra nihayet bir kazak beğendim ve kız arkadaşım 35 YTL'ye kazak ve üstüne biraz para vererek atkı-bere takımı aldı bu kağıtla. Ama Colin's in kalıpları dar olduğu için (!) L olan kazak gelmedi ve XL olanla :) değiştirmeye Karanfil Sokak mağazasına gittik bugün.

Bir başka model beğendik XL'de %50 indirim yazıyor, aynı modelin L olanında ise %60 indirim yazıyor. Doğal olarak her tüketici gibi %60'ın geçerli olması gerektiğini düşünerek aşağı indim (Bu konuda benim gibi düşünmeyenler olabilir) . Bu durumda yaklaşık 7 YTL arta kalıyordu ve ben bunu kullanmak için o anda başka birşey almak istemedim. Kasadaki mağaza müdürü olan beyin önerisi ise ilginçti. Fark için ücret iadesi olmadığı gibi (böyle bir beklentim yoktu zaten) daha sonra kullanılmak üzere iade çeki de yazamıyorlarmış. Mağaza müdürünün önerisi bir bere almam ve yaz gelmeden bereyi iade ederek istediğim ürünü almam şeklinde oldu. Colin's iade çeki yerine iade beresi sisitemi kullanıyor bunu öğrendim!! Saçmalamayın demenin işe yaramayacağını anladığımda yukarıya çıkıp bari eldiven alayım diyerek son kararımı verdim ve aşağı indim. Bu sefer ne oldu! Aslında indirim %60 değil %50 imiş ve boşuna dil dökmüşüz! Eldiveni orada bırakıp çıktım. Ama eldivenlerin olduğu kısımda da aynı sorun vardı yani aynı eldivenlerin bir kısmına %40 bir kısmına %50 etiketi vardı ve orda çalışan kızın söylediği "çoğunlukta %50 ise o doğrudur herhalde" oldu. İade vs olmasaydı ve arkadaşlar yanlış yapıştırmış deselerdi baya bi cıngar çıkarabilir ya da Colin's e baya bi kızgın olurdum heralde!
Colin's i sırf ayakkabı iadesinde sorun çıkarmadığı için belki de seviyorum hala. Perakendecilik dersi ödevimi bile Ankamall Colin's ile ilgili yaptım. Burdaki Colin's etiketli yazılara bakarsanız çoğunda belki de hepsinde bir abukluktan bahsediliyor. Colin's gördüğüm gözlemlediğim vs kadarıyla pazarlama adına bir şeyler yapmaya çalışıyor ve kısmen de olsa en azından ambalaj olarak yapmayı başarıyor ama sürekli bir şeyler eksik kalıyor. Colin's in çalışmalarını takdir etmekle birlikte yaptığı çalışmalarda daha dikkatli olmaması durumunda parasını boşu boşuna harcamış olacağını söyler burdan Colin's çalışanlarına selam ederim:)

Bir de "Madem % 50 60 70 indirebiliyorsunuz sezonda alanların ya da indirimden bir gün önce alanların günahı ne" diye seslenmek istiyorum tüm tekstil camiasına:)

27 Ocak 2008

Perakendeci Nasıl Olmalı?---Migros gibi değil!!

Her AVM'de bir süper-hiper-mega market mutlaka bulunuyor, Türkiye'de de AVMler henüz evrimini tamamlamadığı için gördüğüm kadarıyla en azından şimdilik birbirlerinden müşteri kapsalar da bütün AVM'ler iş yapıyor,süpermarketler de bu bağlamda "kolay" müşteri kazanıyorlar.
Ankamall AVM'de konuşlanmış marketimiz ise MMMMMigros, tam 5 tane M var!!
Bu Migros 5 M'ye döneli çok fazla olmadı, toplam alan eskiden de aynıydı ama bir kaç ay önce muhtemelen CEPA,Panora ve Antares'in açılmasıyla oluşan "bir şeyler yapmalıyız!!" çığlıkları M'lerin 5'e çıkmasına sebep oldu.

Migros burda "perakendecilik bilimi adına(!)" çeşitli düzenlemeler yaptı.

Mesela Migros'a girerken elinizde poşet varsa potansiyel hırsız olduğunuzu düşünürler ve poşetinizi bantla yapıştırırlar. Ve koskoca markette doğal olarak güvenlikten iki adım uzaklaşınca poşetin bantını söküp atarsınız. Eğer içinizde hırsızlık dürtüsü varsa ve poşet gerçekten bir işe yarıyorsa bant bir işe yaramaz (herhalde), eğer hırsız değilseniz migrosun sizi potansiyel hırsız olarak gördüğünü öğrenmiş olursunuz.

Mesela Migros'a gidenlerin çoğunun günlük ev ihtiyaçlarına yönelik gıda temizlik vs alışverişi yapacağını düşünüldüğü için "niyetlendiğiniz alışverişe" başlamak için alakasız bir kaç tane koridordan geçmeniz gerekir Zira orda bir kazak görseniz kârdır Migros için,kimbilir belki de alırsınız. (Kendimi o kadar hedefe kenetlemişim ki -yani su, abur cubur- ilk koridorda hangi ürünler olduğu konusunda hiç bir fikrim yok)
Mesela "kocaman" bir market olduğu için her koridorun tepesine o koridorda hangi ürün sınıfının yer aldığını belirtir levhalar yerleştirmiş. Ama bu levhalar ana koridordan görülecek şekilde değil ara koridorların içine gömülecek şekilde yerleştirilmiş. Şöyle ki, markete girdiğinizde sol taraf upuzun birinci ana koridor ve bu koridoru yaklaşık 20 tane ara koridor kesiyor. Başlangıç noktasından baktığınızda hangi koridorda ne var görmeniz imkansız. İkinci ana koridorda da durum öyledir. Su reyonunu görebilmeniz için ya mükemmel bir açıyı yakalamanız ya da koridoru baştan aşağı yürümeniz gerekir. Ancak su şişelerini gördüğünüzde koridorun içine gömülmüş "Su" levhasını görürsünüz.
Perakendecilerin ikilemi olan 1 YTL'lik alışveriş yapanı mı bekletmeli 100 YTL'lik alışveriş yapanı mı? sorusunun kısmi çözümü olarak 40 tane kasa koymuştur Migros ama bu kasalardan sadece 17 tanesi açıktır hafta içi olduğu için. Bu 17 kasadan sadece 1 tanesi express kasadır. Bir de kasasında yan taraftaki arkadaşının barkot okutmasını seyredip"Bu kasa kapalıııııaaaaa" diyen kasiyerler vardır.
Expres -en fazla 5 parça- ürün kasalarından sadece bir tanesi açık olduğu için expres olmayana girmenin zaman açısından daha avantajlı olduğunu düşünür ve beklemeye başlarsınız sabırla beklemeye. Arkada söylenen müşteriler vardır ama yine de bir şey söylememek için direnirsiniz. Tam sıra size gelir, o da ne! Biraz önce barkotsuz terlik getirdiği için kasiyerin terlik reyonuna geri gönderdiği müşteri gelmiş "Terliklerin hiçbirinde barkot yok!" Kasiyer kız telefona sarılır
Kasiyer: Burcucum şu terliğin barkotu lazım
Burcu: tekstil reyonunu arasana
Kasiyer: tekstil reyonu gelmiyor kaç kere aradım
Ben: hanfendi işlem yapmıyorsunuz şunları geçirin 4 parça
Kasiyer: Bi dakka bakışı
Burcu:ama işim var
Kasiyer:müşteri kendisi gitti terliklerin hiçbirinde barkot yokmuş
Burcu:kem küm
Kasiyer burcuyla cebelleşirken bir anda diğer kasa açılır 4 parçanın parası ödenir. O sırada arkadaki müşteri lanet olsun deyip 5-6 parça ürünü kasada bırakıp marketi terkeder.

Migros terkedilir ve Jelibon Topik -herşeye rağmen- afiyetle yenir.
Migros batacak mı peki? Hayır!
Kasayı terkeden dahil Migros'u ömür boyu protesto edebilecek miyiz? Hayır!
Migros kârdan zarar edecek mi? Evet!
Rekabet, pazar koşulları her neyse Migros'u zorlamaya başladığında -ki bir kaç yıla kadar zorlayacağını düşünüyorum- bu abukluklar bir şekilde Migros'a geri dönecek mi? Evet!

25 Ocak 2008

...

Bir arkadaşımın kardeşi trafik kazasında ölmüş, bugün öğrendim. Geçen yıl da abimin en yakın arkadaşının kardeşini kaybetmiştik. Suçlu o ya da bu, her ölüm erken ölüm. Hele ölen 18 ya da 24 yaşındaysa çok daha erken.
Trafik canavarının çalışma mekanizması değişik, çok dikkatsiz olursanız canavarla tanışma ihtimali daha yüksek oluyor. Ama süper dikkatli olsanız da dangalağın biri yüzünden her an bir saniye dolmadan ölümle burun buruna gelebiliyorsunuz.
Klişe ama gerçekten trafik canavarına dikkat. Kendiniz, aileniz , yakınlarınız ve diğer tarafın kendisi ,ailesi ve yakınları için! Beş dakika erken gitmek, öyle araba kullanılır mıymış deyip birilerine hava atmak, uykusuzluk, alkol... Canavarın yöntemi çok, lütfen siz bu yöntemlerin kurbanı olmayın!

21 Ocak 2008

89.90 yerine sadece 89.90 YTL//Colin's


Geçen gün Colins'de %50'ye varan indirim yazısını görünce vitrine bir bakayım dedim. İçimden "Kotların fiyat kaça düşmüş ki, ona göre alayım" diye geçirdim. Vitrindeki kağıtta 89.90'ın üzerini çizip tekrar 89.90 yazdıklarını görünce de "Yapma ya,tüh" dedim. Sonra bayan mankenin önündeki kağıda baktım orda kotta indirim olmadığı belliydi, yani teknik bir mecburiyet değildi soldaki bütün fiyatların çarpılı olması.

Belki de sadece benim dikkatimi çeken küçük bir ayrıntıdır ama yine de ya bakanlar benim gibi kot almayı düşünüyorsa? Böyle ilgi çekip sonra nanik yapmak Colins'e yakışıyor mu:)

Cık cık cık cık...

Korsan Her Yerde!!

Collezione'nin vitrininde geçen gün aşağıdaki kazağı gördüm, Lacoste armalı ve 39 YTL'den 19 YTL'ye düşmüş!! Lacoste işin açığı pahalı diye mağazasının içine girmeye çekindiğim bir marka ve Collezione'nin vitrininde görmeyi beklemiyordum. Çeşitli sokak ve pasaj satıcılarında korsan ürünler görmeye alışıktık ama Ankara'nın, İstanbul'un en işlek yerlerinde mağazaları olan, (belki de) büyük bir marka olmaya çalışan bir firmanın vitrininde görmek gerçekten şaşırtıcı. Mağazaya girip gerçek lacoste mu diye sormadım ama 19 ytlye de düşmez herhalde!!



Zaman Akıp Gidiyor...

Biraz önce secretcvden bir mail geldi, başvuruma cevap varmış, uzun zamandır bu siteye girmemiştim hayırdır ne başvurusu diye bir baktım meğer başvuruyu 10 mayıs 2006'da yapmışım, vay be dedim 20 ayın nasıl geçtiğini anlamamışım bile,secretcvde anlamamış,zaman su gibi akıp gitmiş :)

19 Ocak 2008

İstanbul Hatırası//Jimmy Wales

İki gündür İstanbul'dayım. Altivi'nin düzenlediği Sınırsız Dünyanın Liderleri Seminerleri'nin İlki olan Wikipedia'nın kurucusu Jimmy Wales semineri için geldim. Bu semineri düzenlediği için Altivi'ye teşekkür ediyorum. Devamı gelecekmiş, bakalım nasıl olacak.


Seminere gelirsek, Aslında seminerde Jimmy Wales'in daha farklı şeyler konuşmasını beklerdim, şöyleki konuşmasının büyük bir kısmı aslında wikipedia veya google'da bulunabilecek şeylerin ilk ağızdan söylnemesi şeklindeydi. Google/Wikipedia olmadan duyabileceğimiz bir konuşma daha yi olurdu. Konuştukları zaten bildiğim şeyler miydi? Aslına bakarsanız hayır, öğrendiğim kötü olmadı,ama yine de daha az tanımın daha çok kişisel görüşün olduğu bir sunumu tercih ederdim.

Sunumda Oxford Sözlüğünün bundan yaklaşık 150 yıl önce Wikipediaya benzer bir şekilde gazetelere ilan vererek halkın kelime göndermesini istemeleriyle hazırlandığını öğrendim, şaşırdım:) Wiki mantığının işe yararlığı demek ki daha önce test edilmiş, ve beli wikipedia kurulmasaydı bu oxfordla ilgili bu bilgi binlerce bilgi arasında kaybolup gidecekti...

Jimmy Wales,Internet'in özgürlüğünden bahsederken, tamamen olacak bir yasaklamadansa bu tür uygulamaların bazen mecburen kabul edilebilir olduğu, Google'ın bunu yaptığı ama Wikipedia'nın muhtemelen böyle bir şey yapmayacağını söyledi.Google'da Tiananmen Meydanı görseli arandığında normal algoritmaya göre tiananmen olaylarıyla ilgili görseller çıkarken, Çin'den yapılan aramalarda meydanda piknik yapan mutlu bir aile fotoğrafı çıktığını söyledi. Salon bir yandan güldü, bir yandan "cık cık cık, bu devirde sansür olur mu?" diye düşündü. Seminerden çıktığımızda bir de baktık Wordpress yasağı devam ederken, üstüne youtube bir kez daha kapatılmış!!!

Sonuç itibariyle açık kaynak bir dünya ne güzel dedi, Jimmy Wales, iyi dedi:)

Seminerin en güzel kısmı en azından 50-60 blogcunun blogcu kimliğiyle orada yer alması ve isimliklerde "Ad Soyad- Blogger" yazmasıydı. Bu anlamda blogcuları ilk tanıyan (:)) firma olarak altivi bir alkışı daha hak ediyor. Bloglar üzerinden tanıdığım Özgür, İdris, İhsan ve Onur'la yüzyüze tanışmak, Murat'ı bir kez daha görmek de ayrı bir keyifti. Orada tanıştığım akampus Genel Müdürü İbrahim Üğdül ile akampus.com'un bloglar hakkında yapabilecekleriyle ilgili konuşmam da hem kendi adıma güze bir sohbet oldu hem de bloglamanın iş dünyasında öneminin artması adına küçük de olsa güzel bir gösterge oldu. Seminer sonrası Eloy-Eray'la kahve içmek de ayrıca güzeldi :)

Bu arada, ben seminerdeyken Blograzzi'de günün bloğu seçilmişim, sevindim:) Daha önce de Türkiye'nin Şirket Blogları günün bloğu olmuştu, kaldı reklam fikirleri:)

Ankara'da görüşürüz:)

16 Ocak 2008

Miniatürk'e Gidelim

Biraz önce dolaşırken şu çalışmayı gördüm. Güney Afrika'nın Durban kentinin minyatürü için yapılmış bir çalışma. Uzaktan kumandalı bir kamyonun arkasına "Güney Afrika'nın en küçük şehrini ziyaret edin" yazmışlar ve bu kamyonu da alışveriş merkezlerinde gezdirmişler.Fikir daha önce de Antwerpen (orası nerdeyse artık:)) için uygulanmış.

Çok hoşuma gitti, bizim Miniatürk için de uygulanabilir diye düşündüm. Fikrin tamamen (ç)alıntı olmaması için de uygulamanın yapılacağı yere Türkiye haritası çizerek kamyonun/arabanın harita üzerinden şehir şehir gezmesi şeklinde bir ek yapılabilir . Fikir alışveriş merkezlerinin yanı sıra hava alanı ve metroda da uygulanabilir. Üstelik sadece yabancı turistleri değil Türkleri de Miniaturk'e çekebilir bu çalışma.Siz ne dersiniz?

15 Ocak 2008

Tespit edildim

Geçen gün fotokritik'in hatırlatma mailinin güzelliğinden bahsetmiştim. Bugün de kariyer.net yollamış bir tane. Mailde diyor ki:
  • Çok önemli bir hatırlatma yapmak istiyormuş (Aman Tanrııımmmmmmmm!!)
  • Uzun zamandır özgeçmişimi güncellemediğimi tespit etmişler (Yakalandık! :))
  • Vs vs..
Kariyer netin fotokritik gibi sizi özledik demesini beklemiyorum elbette ama yine de daha başarılı bir mail olabilirdi...

Türkiye'de Bir İlk!



TEB'in Engin Günaydın'lı son reklamlarını ve ortaya çıkardığı Molalı Kredi kavramını görmüşsünüzdür. Diyorlar ki kredi süresi boyunca istediğiniz zaman ödemelere. 2 ay mola verebiliyorsunuz. Bunu da "Yağmura mola olmaz, uçağa mola olmaz, krediye de olmazdı biz yaptık oldu." şeklinde anlatıyorlar, güzel de anlatıyorlar. Hem de Türkiye'de bir ilk!!
Dün gaz kuyruğunda beklerken Oyakbank'ın aşağıdaki afişini gördüm. Ne yaptılar ne zaman yaptılar bilmiyorum ama afişten anlaşıldığı kadarıyla TEB'in molalı kredi dediğini molayı başa koyarak uygulamışlar, başka bankaların da böyle uygulamaları olmuştur belki-bilmiyorum.

Detaylarını bilmesem de en azından görüntü itibariyle aynı iki uygulama. Ama ilk yapılan alelade bir yıl sonu kampanyasıyken ikinci yapılan Türkiye'de bir ilk! Demek ki neymiş, ne dediğinin yanı sıra nasıl dediğin de önemliymiş. TEB de fırsat görmüş yapmış. Peki hangisi ilk?

Oy Kaygısı

Doğalgaz'a 1 ocak itibarıyla zam geldi, yılbaşı öncesi oluşan kuyrukları görmeliydiniz. Su rezaletiyle zaten sarsılan İ.Melih Gökçek'e yine tepkiler yağmış ki gaz satış yerlerinin yanına kocaman "Valla ben bişey yapmadım, onlar yaptı yazmış".

Bu konuyla ilgili bir bilgim yok, zammı kim yaptı kâr kime gidiyor vs... Ama bu bana bir kaç yıl önce AŞTİ'de müşteri servisleri kalktığında yine İ.Melih Gökçek'in terminale dev brandayla servisleri biz kaldırmadık yazışını hatırlattı. O zaman salak gibi inanmıştım. Ama sonra servislerin kalkmasıyla firmaların maliyet düşürmelerinin yanı sıra, AŞTİ Taksidekilerin çirkefliğini, onlar için ortaya çıkan rantı, Bunun yerine gece yarısından sonra servis koyduk demelerine rağmen bunların işlevsizliğini, B.B Ankaraspor Otoparkı için ortaya çıkan talep artışını vs görünce vay salak ben diyorum, ah mazi:)

Bakalım gelen seçimlerde İ. Melih Gökçek'in bu çabaları hem AKP tarafında hem aday olursa sandıkta nasıl bir sonuç verecek.

Götür Beni Buralardan

Karum Ankara'nın en bilinen AVM'lerinden. Bir kampanya yapmış ve muhtemelen "Beni benden alıp götürdü" sözüne gönderme yaparakaşağıdaki afişi hazırlamış. Ama ben afişi görür görmez sizi Karum'dan kurtaracak,burdan alıp götürecek diye anladım mesajı. Bu algı sadece bende mi oluşmuştur yoksa başkalarında da olmuş mudur bilmiyorum ama yine de sanki slogan biraz daha iyi olabilirdi. En azından "KARUM'dan , " şeklinde yazılsa virgülün gücü adına daha iyi olabilirdi herşey:)

14 Ocak 2008

Windows vs Google

Çok gereksiz bir yazı ama yazasım geldi:)
Malumunuz Bill Gates abimizin Microsoft'unun Word'u pek bi zeki ve biz yanlış kelime yazarsak hemen uyarıyor. Ama bazı kelimelerde İngilizce de olsa Türkçe'ymiş gibi algılayıp hiç uyarı vermiyor. Windows bu kelimelerden biri. Ama gel gör ki yukardaki ekran görüntüsünden anlaşıldığı üzere Windows yazmamda Türkçe açısından bir sorun görmeyen Microsoft iş Google'a gelince yan çiziyor.
Siz ne dersiniz, Windows mu daha Türkçe Google mı? :)

11 Ocak 2008

Sizi Özledik

Bir heves üye olup sonra umursamadığımız, hatta belki unuttğumuz bir çok servis var internette. Bir süre sonra onlar da bizi umursamıyor, umursasa bile
"Sayın Ad Soyad, x gün y saat z dakika t saniyedir siteye girmediniz, nerdesiniz"

gibi standart mailler gelir.
Ama fotokritiğin yolladığı mailler bana sürekli siteyi açtıran bir başlığa sahip, "Aaa beni özlemiş" diyorum salakça bir düşünce tarzı olsa bile ve bir çok kişiye de aynı etkiyi yaptığını düşünüyorum. Duygusal pazarlamaya güzel bir örnek olmuş...




FotoKritik: Sizi Ozledik‏
From: FotoKritik (noreply@fotokritik.com)
Sent: Tuesday, January 08, 2008 1:19:00 AM
To:

Merhaba

Uzun bir süredir FotoKritik'e giriş yapmadınız. Son 1 ay içerisinde:
- 29.298 fotoğraf gönderildi
- 240.963 eleştiri yapıldı
- 2.947 üye aramıza katıldı

Kendinizi özlettiniz, sizi FotoKritik'te tekrar görmek isteriz


enver beyin şenliğine davetlisiniz

Bu sıralar Ankarada her yerde bugüne kadar gördüğüm en "salak" iki afiş var. Aslında afişler çekilebilirdi belki, zira zaten ben de anlamam tasarımdan ama afişin konusuna gelince ip kopuyor işte...
En-Ver şenliğine davetlisiniz diyor, alttaki sponsor logosu olmasa ne olduğu hiç anlaşılmayacak, ocak'lı olan nispeten biraz daha anlaşılır ama Allah aşkına enver şenliği ne demek yahu
meğer enver enerji verimliliğinin kısaltmasıymış da enver kanunu diye bir şey varmış da onun için şenlik yapıyorlarmış da
da da da da
sponsor logolarını görünce akıl yürütüp ulan bu enerji verimliliğidir olsa olsa, hatta aslında verimli enerji koyacaklarmış kanunun adını ama "veren şenliğine geline" dediğimizde "ne vereni, bana mı dedin?" deyip saldırırlar diye korkmuşlardır diye düşündüm:)
Altta logolar olmasa "ulan tayyip adını enver diye değiştirip bir diktatör gibi şenlik mi yaptırıyor?" ya da "bushtan daha güçlü enver diye bi diktatör vardı da ben mi bilmiyordum" diye düşünecektim, Allah'tan böyle bir şey olmadı.
Sponsorlara gelince sırf enerji bakanlığı ile ilişkileri iyi tutmak için zaraya para ödemişlerdir herhalde, yoksa koç grubu da enver şenliği gibi bir isimi "kafadan" silmiyorlarsa ona da yuh...
Alternatif şenlik ismi önerilerinizi bekliyorum, benim şimdilik aklıma bişey gelmedi ama çok kötü de olsa şu örnekle yetinin:
Havagazı Sanayii şenliği --> Hasan
(Çok kötü bi espri olduğnu biliyorum ama önce onlar başlattı, valla:)

Facebook Zone

Fortis ilk facebook applicationı devreye sokmuş, turkcell iştecell için facebook application yapmış gibi gibi büyük şirketlerin online mecrayı ne kadar etkin kullandıkları müşterilerin oralara akacağı haberlerini falan gördük, ama şaşırmadık.
Ama bir restoranın facebook grubu kurup grubun 100. üyesine hediye vermesini takdir ettim,apartmana girdiğinizde elinize geçen restoran broşüründe facebook logosu görmek ilginç olurdu değil mi:)
Her ne kadar Zon'un web sitesinin fabrika gibi görünmesi çok hoşuma gitmese de uygulama için alkışı hakediyor bence, sadece 100. üye yerine periyodik olarak grup üyelerine çeşitli hediyeler sağlaması toplam siparişi çok daha iyi etkileyebilir hatta.
Özellikle üniversitelere paket servis gönderen firmalar için güzel bir avanaj olabilir..

09 Ocak 2008

Okunuyoruz Biz, Ya siz?


Bir haftadır hem burda hem takip ediyorsanız diğer bloglarımda (1 , 2) farkettiyseniz artık yazıların altında "Bu yazı x defa okundu" diye bir ibare çıkıyor. Birçok blogda görmüş olsanız da bir de ben yazayım dedim.
İdris Cin'in blog dünyasına kazandırdığı okunuyoruz.biz sitesi sayesinde karşımıza çıkan bu özelliğin blog dünyası için hayırlı uğurlu olmasını umuyorum.
İdris bloğundaki yazıda " Amaç ise servise kayıtlı blogların yazılarının popülerliğini ölçmek ve (yeni) okuyucularıyla buluşturmak" demişse de ben şimdilik bu servisi sadece yazılarımın "ayrı ayrı" okunurluğunu ölçebilmek, görebilmek için kullanmayı umuyorum. Zira bloglarımın günlük ortalama ziyaretçi sayısı 100-150 arasında ve an itibariyle anasayfada görünen en düşük okunma sayısı olan 278'e gelmesi için baya bi süre var gibi duruyor.
Kullanıcıların bir çoğunun da en fazla ilk 3 sayfaya bakacağını düşünürsek (en azından google aramalarındaki buna benzer bir istatistikle benzeştirirsek öyle)o günkü okunuyoruz.biz de 4. veya 5. veya 10. sayfadaki yazımın bloğa trafik çekeceğini pek sanmıyorum. Para parayı çektiği gibi en azından bir süre daha hit hiti çekecektir. Ki İdris'le olan mailleşmemizde de bunun eleştiriler arasında olduğunu ve çeşitli çözümler olacağını söyledi umarım en kısa sürede bu duruma bir çözüm bulunur. Site benim amacıma bu haliyle de hitap etse de fazla trafik zarar getirmez:)
Sistemin bir diğer eksiği ise yazı okunurluğunu sayarken anasayfada yalnızca en üstteki yazıyı okundu olarak kabul etmesi. Alttakileri de kabul ediyor olsa da çok daha düşük bir oranda kabul ediyor zira aşağıdaki resimde görüldüğü üzere 4 yorumlu bir yazı 2 kez okunmuş olarak görülebiliyor. Bu bir kodlama işi olduğu için buna en iyi çözümü yine kodu yazan idrisin bulacağına eminim, malum ben koddan falan anlamam:)
Sistemin suiistimallere açık olmasını da göz ardı etmemek lazım, örneğin aşağıdaki ekran görüntüsünde görüldüğü üzere teknodergi kodu tüm sayfayı sayacak şekilde eklemiş ve anasayfa sürekli olarak görüntüleneceği için yazıların ayrı ayrı yazılmasına göre rekabetçi bir avantaja sahip oluyor bu site, ve bir süre sonra tüm zamanların en çok okunan blog yazısı olarak bloğun kendisi ortaya çıkabilir. Teknodergi spam bir blog görünümünde olmadığı için şu aşamada çok göze batmasa da "seo(!)" yaparak son derece abuk bir sitenin tüm zamanların en çok okunan blog yazısı "gibi" görünmesi içten bile değil.


Sistem şu haliyle benim googledan en fazla ziyaretçi eken yazılarımı çok iyi bir şekilde gösteriyor. Bir de 1-3-7-30 gün değil de istrediğim aralıklarda okunmayı görsem sadece bu bile blog yazarı için güzel bir veri olabilir, zira google ziyaretçilerinin eğilimini belirlemek blog yazarı için yazılarının yönüne dari güzel ipuçları sunabilir.

Gelgelelim önerilere:
  • Sistemin daha iyi çalışması ve spam blogların önlenmesi için spam bildir şeklinde bir özellik eklenebilir.
  • Hit hiti çeker sözüne karşı da digg ve türevlerinde olan bekleyenler ve yayınlananlar gibi bir kategori oluşturularak günün en çok okunan yazılarının yanı sıra sayfanın alt kısmında rastgele gösterimle belli bir gösterimi (Örneğin50) aşan yazılar gösterilebilir.
  • Ayrıca iç sayfalarda kalan popüler yazıları da göstermek için bir widget oluşturarak dileyen blogcunun istatistiklerini çeşitli şekillerde göstermesi sağlanabilir.
  • Bir de şu ana kadar kullandığım, kullanıp attığım bir çok widgetı çeşitli bloglarda görüp "aa ne güzelmiş" diye aldığım için bu kodu kullanan blogların okunuyoruz.bize bağlantı vermesi sağlanabilir.
  • Son olarak ismi beğenmeyenler çıkmış belki sitenin ismi benioku.com olabilir:)
Yazım eleştiri üzerine gibi görünse de okunuyoruz.biz'in blogküre için faydalı bir sistem olacağın güvenim tam:) Şu ana kadar 127 blog eklenmiş ve bu sayının zaman ilerledikçe ve sistem zenginleştikçe artacağını umuyorum. Yazımı İdris'in site bannerındaki veciz sözle bitirmek istiyorum:)

Burdan buyurun:)

08 Ocak 2008

Bu ürünü yerleştirsek mi yerleştirmesek mi?



Bugün Aba'da lahmacunlarımı yerken Power Türk'te Kenan Doğulu çıktı. Yukarda gördüğünüz "Kime Ne" şarkısının klibi vardı,Youtube'e göre klip aslında baya eskiymiş ama ben yeni görmüşüm. Klibe Mutlu Akü sponsor olmuş, Klip boyunca Mutlu Akü adeta Kenan Doğulu'dan çok bağırıyor.
Sponsor olmaya ya da ürün yerleştirmeye karşı falan değilim. Hatta zekice yapılan ürün yerleştirmeler görümeyi de ayrıca severim. Fakat ve lakin gelin görün ki RTÜK ne yaptığını bilmez bir şekilde uyarmış olmalı ki kanalları, ya da kanallar her logo görünüşünden para kazanma derdine o kadar düşmüş ki TV'de her programda bir buzlanmış logoyla programın içine ediyorlar. (Bir yandan da böyle Power Türk gibi bir çelişki de var tabi) Ama bununla birlikte alttan geçen koskocaman ibodan van tu tri foro için 9999a mesaj at küçücük bu servis 100 kontör reklamlarıyla da programların içine ediliyor.

Burdan RTÜK'e seslenmek istiyorum: Ürün yerleştirmeye karışma sevgili rtük, karışıyorsan da adam gibi karış yahu nedir bu böyle. Ürün yerleştirmeye kadar karışılacak çok şey bulmalısın bu tvlerde!!


Not: Sanal reklam fotoğrafları burdan

07 Ocak 2008

Vadaaaaa

Bu resim zaten internette hızla dolaştı ve geldiği yere geri döndü de benim mi haberim yok bilmiyorum ama şurda gayet ciddi bir şekilde kullanıldığını görünce ilgimi çekti.
Kırmızı ve boynuzlu bir vada Yapı Kredi üzerindeki Koç etkisini çok güzel yansıtmış :)

06 Ocak 2008

İtalyan Jartiyere Türk Asıllı Parisli İtalyan Rakip

Hürriyet'teki haberde şöyle diyor:
YILLIK 1 milyar doları bulan üretiminin yüzde 90’ını ihraç ederek, erkek çorabında dünya lideri Çin’i zorlayan Türkiye, şimdi de ürettiği fiyonklu, sarmaşıklı, yapraklı, dantelli, ekose ve fileli modellerle, desenli kadın çorabı pazarının lideri İtalya’nın tahtına göz dikti.

Ve şöyle devam ediyor.
KADINDA 5 BÜYÜK FİRMA: İnce kadın çorabı üretiminde ise 5 büyük firma 10 farklı markayla rekabet ediyor. Parizyen, Müjde, Penti, Vog, İtaliana, Berk gibi markaların ön plana çıktığı pazarda, trend son iki yıl içinde desenli ve renkli ince çoraplara kaydı. Bunda da, Türk kadınlarının çorapta yenilikleri takip edip, daha cesur tercihlerde bulunması etkili oldu.

Penti ve Vog ne demek onu bilmiyorum, Müjde TDK'ya göre Farsça'dan dilimize geçmekle birlikte ben onu Türkçe gibi benimsedim, Berk ise yine TDK'ya göre Türkçe. Gelgelelim İtaliana ve Parizyen'e. Parizyen parisli anlamında Parisienne nin Türkçeleştirilmiş(!) hali, İtaliana ise büyük İ ile yazıldığıma bakma aslında öz be öz İtalyanım deyip bunu tüketiciye yutturmaya çalışan bir isim.

Peki İtaliana ve Parizyen gibi en büyük marka isimleriyle Türkiye İtalya'nın tahtına göz dikse hatta yerine geçse ne olur? Bir şey olmaz, Türkiye fason üretir markanın katma değeri yine büyük ölçüde italyanlara, parislilere; her kimse ona gider...

Yazık...

04 Ocak 2008

Kahve Dünyası Sucks-Vive Lé Starbucks

Bugün arkadaşımla Kahve Dünyası'na gidelim dedik. Ben Bahçeli Kahve Dünyası'na arkadaşımdan önce gittim.
Dükkan/Mağaza/Cafe oturulabilir iki bölümden müteşekkil. Girişte yer alan bölümde 4 kişilik masalar ağırlıklı. Bu 4 kişilik masalara rahat koltuklar eşlik ediyor. Bu bölüm gayet sıcak (selsiyus derece olarak). Cafe bomboş olmasına rağmen 4 kişilik masaların üzerinde "Rezerve:)" yazan kağıtlar vardı. Bir de bu sıcak girişten sonra 2-3 kişilik masaların olduğu, kapatılmaya çalışılsa ve sobalar konulsa da soğuk olmaktan kurtulamayan ikinci bölüm var. 4 kişiden az gidiyorsanız bu bölümde oturmak ve üşümemek için paltonuzu çıkarmamak durumundasınız.
Garson çocuğa o rezerve yazılarının gerçek olup olmadığını sordum.
"Yok abi ama 4-5 kişilik gruplar geliyor onları oturtamıyoruz" dedi.
Ben orda oturursam ben çıkana kadar o masaların boş kalacağını iddia ettim.
"Abi bazen gruplar geliyor bazen dediğiniz gibi boş kalıyor ama müdürün kesin emri var" dedi.
Üşümek zorunda olup olmadığımı sordum
"Abi sobanın dibine otur, içerdeki iki kişilik masalrdan biri boşalırsa oraya geçersin" dedi. Ki bahçe kısmındakiler hep sobanın dibinde kümelenmişti üşümemek için.

Bu Kahve Dünyası'nda ilk defa başıma gelmiyor, daha önce de gelmişti ama o zaman bugüne göre her an dolabilecek gibi göründüğünden sesimi çıkarmamıştım. Hatta o zaman arkadaşım kızacak olmuştu ben boşver demiştim. Ama bugün düşündüm. Ben oraya gitmişim ve olmayan bir müşteri yüzünden üşümek zorunda kalıyorum. Niye? Çünkü benim 2 kişi ödeyeceğim hesap 10-20 YTL arası iken 4+ kişini ödeyeceği hesap aynı masadan 20+ YTL.
İlk bakışta cafe müdürünün uygulaması bir kısmınıza belki doğru gelebilir, "Bende olsam öyle yapardım" diyebilirsiniz. Ama bunun yerine iç mekan tasarımını yapan kişiye masaların dağılımını daha mantıklı , örneğin iki kişilik ama istenildeiğinde birleştirip 32 kişilik olabilecek şekilde, yaptırsaydı böye aptalca bir uygulama olmazdı. Kimbilir bunu yapan çok daha fazla mekan vardır belki, sebebi de muhtemelen "Nasıl olsa eninde sonunda bana gelmek zorundalar" diye düşünmeleri.
Peki ben ne yaptım: İsyan ettim:) Sessiz sedasız kalktım 150 metre ilerdeki Starbucks'a gittim. (Daha kısa mesafelerde başka cafelerde mevcuttu). Aradaki mesafeyi yürürken biraz üşüdüm ama olsun, sonrasında rahat rahat oturdum üşümeden.
Bundan sonra ne yapacağım? Tek başıma olsam da yanımda 5 kişi de olsa,en azından bir süre daha Kahve Dünyası'na gitmeyeceğim. Kahve Dünyası mağaza içi tasarımını düzgün yapmadığı için bugün 2 kişilik cirodan mahrum kaldığı gibi gelecekteki potansiyeli de engellemiş oldu. Siz de gitmeyin birkaç kişi daha kaybetsin. Damlaya damlaya göl olsun:)
Ne demiş atalar:
Vive Lé Starbucks:)

02 Ocak 2008

Retro Pazarlama-Ölümsüz Markalar-Pereja

Gaye Ör pangpeng'de, hakkında yazdığı markaların umarsamazlığını eleştridiği yazısını şöyle bitiriyor:


şirketler, özellikle “başarılı” olanları, kendilerini ölümsüz sanıyor. sanıyorlar ki onlara hiç bir şey olmayacak, hiç kimse başarılarının önünde duramayacak, bundan 200 yıl sonra bile aynı markalı ürünleri kullanacağız.
yanılıyorlar…
onlar kendi haklarında söylenenlere dikkat etmeyebilirler ama birileri, onların başarılarının önünde durmak isteyen birileri mutlaka dikkat edecek. yaptığınız işin arkasında durun ve sizin için söylenenleri dinleyin. uygulamak zorunda değilsiniz ama dinleyin ve dinlediğinizi gösterin.



Can Turanlı ise farketing'de yeni bir kavram ortaya atmış: Retro Pazarlama:


Eskiden işe yaramış veya yaramamış, yapmayı bırakamadığımız, alışkanlıklardan
veya öğretilmişliklerden kaynaklanan, geçmişe ait, fark yaratmayı engelleyen yaklaşımlar.



Bu iki yazı bir araya gelince bir kaç gün önce yazdığım Retro Kolonya-Pereja yazısı aklıma geldi. O yazıdaki linkte şöyle yazıyor:


Yıllar boyunca altıgen kalın şişesi ve altıgen logosuyla hafızalara kazınan Pe-Re-Ja, 1980'li yıllarda o dönem henüz şöhret yolunun başında olan Türk sinemasının ünlü isimlerinden Müjde Ar'lı reklam filmleriyle belleklere kazınmıştı. Ar'ın bir kotranın üzerinde görüldüğü reklam filmi sayesinde Pe-Re-Ja kolonyası, piyasada aranır hale gelmişti.


Bu, Gaye Ör'ün yazısında bahsettiği marka olan Pe-Re-Ja


Ben de yazımda şöyle demişim:


Bu bütçeyle Migros'ta (ve muhtemelen diğer süpermarketlerde de) raf alanı almış, bir reklam ajansıyla anlaşarak reklam yaptırmış, sadece bayramlarda da olsa ulusal kanallarda reklam süresi satın almış ve muhtemelen benim bilmediğim birkaç iş daha yapmış. Muhtemelen de sırf migros'ta yer aldıkları için bile satışları artmıştır.


Bu da Can Turanlı'nın yazısında bahsettiği marka olan Pe-Re-Ja.


Benden söylemesi, bundan sonrası Pe-Re-Ja pazarlama departmanının işi:)


Not:Aynı yazıyı tekrar yayınlamak gibi oldu ama bu benzerlikleri yorum olarak değil yeni bir yazı olarak paylaşmak istedim.

01 Ocak 2008

Milliyetçiyiz Biz, Gerçekten!! -- Peynirci


Üstteki üç afiş Ankara'nın yerel marktelerinden Peynirci'nin 100. yıl şubesindeki vitrinine asılı panolarından, alttaki iki tane ise vitrinin demir yüzeyine baskı uygulaması.
Peynirci'yi seviyorum. Gerçekten güzel peynirler satıyorlar ve yerel bir markaya göre farklı sloganlar üreterek bilbordlarda yerlreini almaya çalışıyorlar.Ama bu afişlerdeki sloganı anlamadım,
"Yerliyiz, Yereliz,Sizden Biriyiz"
İngiltereli atalarımızın parafreyz dediği eylemi çok iyi gerçekleştirerek milliyetçi duygularımıza sloganı damardan zerk etme yolunu seçmiş Peynirci.
İthal mal satmamalı diyecek değilim elbette ama Sepet peyniri hariç adı Peynirci olan bir firmanın bu milliyetçi vurgusu ve 5 uygulamanın 4ünün İthal peynirlerle ilgili olması bir arada ilginç geldi.