Pages

31 Aralık 2007

yeni yıl yeni yıl yeni yıl


2007 bitti, 2008 geldi. Hoş geldi..
2008'in temennisini Eyvah Necdet'ten alıyoruz:
GÜLÜN!!!
:)

29 Aralık 2007

Kampanya Var, Ama Burda Değil- Toyzz Shop

Biraz önce kampanyacininde gördüm. Toyzz Shop kampanya yapmış, 50 ytl alışveriş yapanlara çekilişle hediye veriyorlarmış. Ödüller cezbedici, slogan süper "Jeeppii!".
Fakat ve lakin internetten yapılan alışverişler bu kampanyaya dahil değilmiş. Belki de AVM gezilerinin vazgeçilmezi yapmak istiyorlar kendilerini, ya da AVM gezenlerin kafasında yer edinmek ,mağazalarının konumunu ezberlettirmek istiyorlardır. Kimbilir belki de yasal engel vardır MPİ'nin dayattığı.Eğer yasal engel yoksa,ki sanmıyorum, Toyzz Shop'ın bu uygulamasına anlam vermedim. Internet üzerinden oyuncak alıp çekilişe katılma istediğim için değil,
  • İnsanlar 7/24 AVM'ye gidemeyecekleri
  • İnsanlar 7/24 AVM'ye gitmeyecekleri
  • İnsanların gittkleri AVM'de Toyzz Shop olmayabileceği
  • İnsanların gittikleri AVM'de Toys R Us vs olabileceği ve kuvvetle muhtemel olacağı
  • Kampanya süresince 50 YTL üzeri internet satışlarını engelleyebileceği (cannibalization'a yol açacağı)
  • İnsanlar arkadaşlarına web sitesini söyleyip "Gir, al" diye rahatça kampanyayı önerebileceklerine rağmen, "Antares'e gel oyuncak alalım" demeyecekleri (ki örneğin Ankara için belirtilen mağazaların üçü de şehir mekezinin dışıında sayılabilecek mağazalar)
için kınıyorum. Bu sebeplere şu anda aklıma gelmeyen bir kaç sebep daha eklenebilir. Bilmem siz ne düşünüyorsunuz?

28 Aralık 2007

Retro Kolonya: PeReJa

2005'te Capital'de ayyınlanan "Yeni Ambalaj Satışı Katlar mı?" başlıklı yazıda ambalajın ürünler için öneminden bahsedilmiş.Faydalarının yanı sıra ne gibi etkiler yaratacağı da belirtilmiş. Bunlar da ambalaj değişikliğine giden firma örnekleriyle açıklanmış. Yazı şöyle başlıyor:
Rakamlar tabloyu daha açık ortaya koyuyor… Dimes, yeni ambalajıyla satışlarını yüzde 100 artırdı. Banvit, jumbo sosiste, ambalaj değişimi ile yüzde 44, Danone ise yoğurtta yüzde 30 satış artışı yakaladı. Üstelik sadece bu kadar da değil. Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda şirket, “değer yaratan ambalaj” yaklaşımıyla, imaj yenileme, satış artırma peşinde koşuyor. İşin sırrını da kolay açılan kapaklar, ergonomik şişeler, cepte taşınabilen paketler ile görsellik oluşturuyor.
Yukardaki bilgiler sır olmamasına rağmen halen eskide kalıp ambalajı verilmek istenen bütün mesajları verebileceğin bir yazı tahtası olarak gören ve tek işlevinin ürünü korumak olduğunu düşünen firmalar var. Yazının anafikri de bu zaten:)

Dün Migros'ta kolonya standında bir marka dikkatimi çekti: Son iki bayramdır TV reklamları yayınanan PeReJa. Ambalaj adeta 70'lerden fırlamış gibi, işin aslına bakarsanız ambalaj tasarımı benim reklam fikirlerinde yaptığım photoshoplarla ancak yarışabilir bir kalitede. Ben tasarımcı olmadığım için fotoşopumun kötü olmasından gocunmuyorum, daha iyi olsa iyi olur belki ama bu hali de bana bir zarar vermiyor. Ama PeReJa benim gibi amatör olarak uğraşmıyor kolonya işiyle ve ticari hedefleri var.

PeReJa şurdaki habere göre bir zamanlar her yerde aranıyormuş, anlaşılan artık tekrar marka olmalıyız, yeter kendi çapımızda satış faaliyetlerimiz diyerek belli bir bütçe ayırmışlar. Bu bütçeyle Migros'ta (ve muhtemelen diğer süpermarketlerde de) raf alanı almış, bir reklam ajansıyla anlaşarak reklam yaptırmış, sadece bayramlarda da olsa ulusal kanallarda reklam süresi satın almış ve muhtemelen benim bilmediğim birkaç iş daha yapmış. Muhtemelen de sırf migros'ta yer aldıkları için bile satışları artmıştır.
Ammaaaa ambalajın bu halindse olması potansiyel kaç satışı engellemiştir acaba. Belki PeReJa stratejik bir kararla böyle retro bir kolonya kutusu üretmiştir ama onu da sanmıyorum. Bir göz ardı etme, önemsememe ya da farkına varmama görüyorum burada. Bu da reklam vs için harcanan paraların boşa gitmesine ya da en azından veriminin büyük ölçüde azalmasına sebep olmuştur. PeReJa bugüne kadar marka olarak gelmiş ama anlaşılan akılları hala herkesin kendilerini bildiği yıllarda kalmış:)

Bu fotoğraf da tüm kolonya standı, diğer kolonyalarla PeReJa'nın ambalajı arasındaki fark bu fotoğraftan bile rahatça anlaşılıyor. Diğer ambalajlar sade ve ferah iken Pereja kutusunda her boşluk değerlendirilmiş.
Bir dahaki Migros ziyaretinizde dikkat edip gözlemlerinizi paylaşırsanız sevinirim. Acaba ben mi yanlış düşünüyorum, PeReJa ambalajı aslında etkili bir ambalaj mı?

Güneş Ziyası Gibi

Bu ambalaj çok değil en fazla 15 yıllık bir ayakkabı boyası kutusunun ambalajı, tasarım da çok hoşuma gitti, "Güneş Ziyası Gibi" sloganı da. Dil ne kadar çabuk değişiyor biz farkına bile varmadan...

Mağaza içi Stand-Kral Penguen ve Coca Cola


Coca-Cola 4 kapak getirene sevimli penguen peluş oyuncağı veriyor, kuzenim Eren için aldık, fena değil penguenler, Coca-Cola yazılı atkı da penguenin evin içinde sürfekli reklam yapmasını sağlıyor. Benim daha çok hoşuma gidense Migros'ta gördüğüm dev penguenlerle yapılan stand tasarımı olmuş. Penguenin boyu yaklaşık 2 tane 2,5 litreilk kola kadar eni ise 1 tane 2,5 litrelik kola kadar. (Yanımda metre olmadığı için yaklaşık ölçüm ancak böyle mümkün oldu:) Aslında bu küçük penguenleri 4 kapağa vermeleri yerine büyük dev penguenleri 40 kapağa verseler ya da ikisini aynı anda yapsalar süper olur:) Son zamanlarda gördüğüm en güzel mağaza içi stand çalımasından dolayı Coca-Colayı tebrik ediyorum:)


Bu yazıyla alakalı olmasa da Penguen demişken şu reklamı da izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum:)

27 Aralık 2007

Ali Topu Sat!!

Aşağıdaki kitap kapağında yazarın ismine dikkatle bakın,


İlk bakışta kadının soyadını"SELIR" diye değil de "SEL-LER" diye okuyan çıktı mı acaba :) Bir de bu soyismi gerçek mi acaba:=

DVD Formatında TV Programı

Bazen TV'de bir program oluyor ya haberimiz olmadığından ya da müsait olmadığımız için seyredemiyoruz ya da bir program seyrediyoruz ve tekrar tekrar seyretmek istiyoruz. Sonra bir şekilde izlemek istediğimiz zaman da youtube senin google benim o programı arıyoruz.

Çok sıkı bir şekilde youtube vs telif kontrolü yapılan Kurtlar Vadisi gibi diziler hariç çoğu zaman aradığımızı buluyoruz. Çünkü birisi zaten hayrına o programın bir kısmını yüklemiş oluyor. Ama bu durumda da düzgün görüntü kalitesini ya da izlemek izlemek istediğimi kısmı tam olarak elde edene kadar araştırmak zorunda kalıyoruz.

Biraz önce pikniktube sitesine baktım. Bu sitede Beyaz Show isimli kullanıcı (yani Beyaz:)) Beyaz Show'un çarpıcı yerlerini yüklemiş ama örneğin Zaga ile ilgili videolar hep kullanıcıların kayıtlarını yüklemesiyle oluşturulmuş.

TV kanalları programları bittikten sonra DVD'lerdeki gibi bölüm bölüm olarak internet sitelerine ya da youtube'e yükleseler ve izleyici sadece tarih ve program ismi yazarak arayınca istediği programa ulaşsa, dilediği zaman aralğını indirse ve hem kaliteli görüntü seyredip hem de zamandan da tasarruf etse izleyici yani bu durumda müşteri için güzel bir fayda sağlamış olmaz mı? Hem böylece farklı bir reklam mecrası da oluşturmuş olurlar belki de... DVD'lerdeki gibi konu başlığı ile bütün programları parçalara ayırmak zahmetli görünebileceği için sadece örneğin 6 dakikalık parçalar halinde de yüklenebilir. programın tamamını indirmeyi beklemekten daha etkili olacaktır.

Telif ile ilgili sıkıntısı olan yapımcılar ise bu virallerin rating ve artı reklam süresi/geliri olarak geri döneceğini hatırlamalarında fayda olacaktır

Sütaşşşşş!!

Vakt-i zamanında Akbank'ın bir uygulamasından bahsetmiştim. Akbank reklam melodisini cebe indirme fırsatı veriyor ama bunu 4 kontör karşılığında yapıyordu.


Bugün Sütaş'ın da aynı şeyi yaptığını gördüm. Çalkala müziğini cep telefonuna indirmek istersen bir numaraya sms gönderiyormuşsun sonra 4 kontöre melodi telefona yükleniyormuş.
Akbank için söylediklerim geçerli, belki çok sayıda kişi yüklemeyi yapıyordur da Sütaş da iyi bir artı kar getiren kapı bulmuştur ama hiç sanmıyorum. Buun yerine melodiyi ücretsiz olarak dağıtsa da bedava alternatif/gerilla/indoor/outdoor/otobüs içi/oda içi vs reklam yapsa Nokianın melodisi gibi kendisini akıllara kazıtsa daha iyi olmaz mı?
Yoksa bu uygulamayla Sütaş melodisi Yataş sloganı gibi sütaşşşş deyip cep telefonlarında susar herhalde...

23 Aralık 2007

Colgate Diş Krallığı

Bugün kuzenim Erenle birlikte çok güzel bir çizgi film seyrettim.
Çizgi filmin ismi: Diş Krallığını Kurtaralım.
Konu plaklar ve bunları yok etmede florürlü diş macununun ne kadar etkili olduğu.
Kimin katkılarıyla: Colgate

Colgate gerçekten 3 yaşındaki bir çocuğa defalarca kendisini izlettiren bir çizgi film yapmış. Eren çizgi filmi ezberlemiş ama yine de seyrediyor, üstelik amcamın ve yengemin dediğine göre çizgi filmin Eren üzerinde çok büyük etkisi de varmış ve diş fırçalama bilincini iyice artırmış. Amcamlara bu cd den dolayı Colgate alıp almadıklarını sormadım ama Colgate'e karşı olumlu bir duruş geliştirdiklerine eminim. Eren'e gelince geleceğin tüketicisi olarak Colgate'le bu yaşta tanışması marka için çok güzel bir avantaj. Çizgi filmde Colgate markası izleyenin gözüne sokulmamış bunun yerine film başlarken Colgate-Palmolive'in katkılarıyla yazıyor ve film boyunca görünen diş macunu ambalajı colgate'i hatırlatıyor (üzerinde colgate yazmıyor). CD zarfı ve CD de de Colgate yazıları var.
Filmle ilgili bir de olumsuz eleştirim var bu ise orijinali ingilizce olan çizgi filmde şarkıların Türkçe dublajının yapılmayıp bunun yerine altyazılarının konulması. Eren 3 yaşında zaten okuyamıyor ama çocuk ilkokul 5e gitse bile altyazı okumakta ne kadar başarılı olur bilemiyorum.
Ne olursa olsun Colgate bu uygulaması için gerçekten alkışı hak ediyor. Tüketicinin illa ki cebinde parası olan kişi olmak zorunda olmadığını gösteriyor. Eğer diğer diş macunu markaları da benzer uygulamalar yapmışsa/yapıyorsa paylaşırsanız sevinirim...

Not: şu linkte çizgi filmin ingilizcesini bulabilirsiniz, Türkçesini muhtemelen bir dişçiden bulabilirsiniz...

22 Aralık 2007

Tek kale

Bu akşam ev telefonumuz çaldı, açar açmaz "Hayırlı Bayramlar" lafını duyunca ben de "Hayırlı Bayramlar" diye cevap verdim sesi tanımasam da. Sonra devamını dinleyince şaşırdım "Ben Ak Parti Çankaya ilçe başkanı bilmem kim. Kurban Bayrmınızı kutlarım vs vs". Doğrusu bant kaydı bir ses ve teknolojinin imkanlarıyla bütün evleri aramak özel hayata saygı açısından ne kadar uygun bir harekettir bilemiyorum.
Ama yine de en azından Ankara'ya baktığımızda geçen bayramda da bu bayramda da bilbordlar, raketler vs aracılığıyla halkın bayramını kutlayan tek parti Ak Parti oldu, geçen bayram bir de saadet partisinin bez afişini görmüştüm.
Bu yazı için görsel ararken bir de Tayyip Erdoğan'ın 200.000 özel bayram tebriği yolladığını ve bu tebriğin de tasarımıyla bir çok yerde haber olduğunu gördüm.

22 Temmuz seçiminde de AKP outdoor mecrayı en etkin şekilde kullanan partiydi.Sebebi outdoorun kullanılışı olmasa da %47 ile çıktılar seçimden. Şimdi hala outdooru kullanıyor.Etkin bir şekilde, halka "dokunabilecek" bir amaç için kullanıyor. Sır olmayan bir amaç için, bayram tebriği için kullanıyor. Diğer partiler ise hiç bir şey yyapmıyor. Diğer partiler yapıyorsa daben görmedim henüz. Böyle olunca AKP'nin reklamının etkisi daha da artıyor. Diğer partiler reklamlar ve propagandalar için yine seçime 3 ay kalmasını beklerlerse %47ye daha çok ağlarlar gibi geliyor. Diğerlerinin de propagandanın sadece 3 ayla sınırlı bir etkinlik değil bir süreç olduğunu farketmeleri gerekiyor. Ama şimdilik ufukta ben böyle bir şey pek görtemiyorum. Bu da dediğim gibi AKP'nin ekmeğine yağ sürüyor. AKP adeta tek kale maç yapıyor. Falan filan...

21 Aralık 2007

Outdoor mu desem gerilla mı desem nedesem..

Apartmanın üstüne inşaat firmasının telefonunu nakış nakış işlemişler, görür görmez aradım "Alo abi Kuşçu inşaat mı? Benim bi inşaat taahhüt işim vardı kaça yaparsınız?" dedim. "Şimdi kurban kesiyorum delikanlı sonra görüşelim" dedi.
Apartman yıkılmadığı sürece yaşayacak bir outdoor uygulama olmuş, tabii ki kuşçu inşaattaki abimiz cep numarasını değiştirirse bu numara bir nevi internet sitelerindeki ölü linklere de dönüşebilir.
Komik olmuş,eğlendim:)

Mimmmm, if i were a...

Yağmur mimlemiş ne olurdun demiş,çok zor bi mim olmuş yahu ben sadece yaşarım ne olurdum diye düşünmem ki:)Ama yine de cevap vermeye çalışayım:

-Yemek olsam:
makarna, herkes bilir, kolay bir yemektir
-Müzik aleti olsam:
mızıka, niye bilmiyorum ilk o geldi aklıma
-Araba olsam: sunrooflu bir model bi açık bi kapalı
-Aylardan hangisi olurum? nisan, 2 ay sonra yaz gelir bana da hep 2 ay sonra yaz gelecek hala beklemedeyim
-Ayakkabı olsam ne olurum? bot sebebi yok:)
-Kıyafet olsam ne olurum? t-shirt sebebi yok:)

Çok iyi cevaplar vermediğimin farkındayım ama gerçekten benim için kazık bi mimdi:)Mimi Iraza doğru yolluyorum:)

20 Aralık 2007

Bilalım,Yaban Çiçeğim


Bugüne kadar gördüğüm en güzel kısaltma: BİLinçli ALIşveriş Merkezi BİLALIM:)

19 Aralık 2007

KURBAN BAYRAMINIZ

KUTLU OLSUN!!
SEVDİKLERİNİZİ GÖRÜN,
HATIRLAMADIKLARINIZI HATIRLAYIN,
VE TABİİ Kİ
BOL BOL ET YEYİN:)
BAYRAMINIZ, BAYRAM OLSUN EFENDİM....

I Know What You Did Last Summer


Başlıktan bir film yazısı umulabilir ama öyle değil:) Bu videoyu bir iki ay önce bir blogda görmüş ve çok beğenmiştim.

Bir kaç gün önce de Data Profil firmasının reklamını gördüm. Tıpkı videodaki reklamcı gibi bir firma Data Profil. Reklamverene "Hedef kitleni o kadar iyi tanıyoruz ki!" veya "O kadar iyi tanımlanmış bir kitlenin verilerine sahibiz ki!" diyor.

Her şeyimiz biliniyor üstelik bu bilgileri gönüllü olarak veriyoruz ve bu yönde reklamlar ve pazarlama kampanyaları ortaya çıkıyor. Bütün firmalar bütün bilgilere sahip olmalarına rağmen tüketiciye "dokunabilen" firma görmek oldukça zor oluyor. Pazarlama 4 işlem gibi formüllerle yapılmıyor. Sayılar ve veriler yardımcı olsa da bunların dışında kuvvetli bir gözlem ve muhakeme yeteneğini de gerektiriyor..


18 Aralık 2007

Önemli Olan...


Ruffles'ın son reklamını görmeyen kalmamıştır heralde, Cipsonun üç boyutlu cips reklamlarında da benzer bir gönderme vardı. Herhalde bunların gençlerle yaptıkları focus grouplarda "Enlarge Your Ruffles" gibi bir sonuç çıkardılar ve reklam ajanslarına bu briefleri verdiler sonuçda bu oldu. İşin açığı bu kadar kaba bir göndermeyi hiç beğenmedim ama yine de Ruffles Max aldım ve normal eski Ruffles'ı oldukça beğenmeme rağmen,Ruffles Max'ın tadını hiçbirşeye benzetemedim. Sonuç olarak da Ruffles'daki abilerimize onların kullandığı dille "Cipste önemli olan kalınlığı değilmiş..." deme ihtiyacı hissettim:) Reklamı izlemek isteyenler buradan buyursun.
Bu arada Ruffles Max ile ilgili ruffles.com.tr adresinde hiçbirşey olmayıp ilgili haberin üreticinin fritolay.com.tr adresinde yer alması da konuyla ilgili başka bir durum. Ruffles'ı "En'lerin Cipsi" olarak konumlandıranlara göre acaba "Max" bir "En" değil mi??

16 Aralık 2007

Marka Olmak & İç Mekan Tasarımı

Bugün Perakendecilik dersinin bir ödevi için Ankamall AVM'de yanyana duran Levi's, Mavi Jeans, LTB ve Colin's mağazalarına girdim.Hafta sonu olması sebebiyle normalden daha da kalabalık olan AVM'de mağazalarda haliyle oldukça doluydu.
Colin's ve LTB mağazalarında bulunan her boşluğa bir ürün koyma sevdasından kalan boşluklara müşterilerin sığması oldukça zordu. Levi's ve Mavi'de ise illa ürün sergilemek yerine müşterinin rahatça gezebileceği kadar boşluk mevcuttu mağazada.

Mavi ve Levi's da mağazaların tasarımının profesyonel bir elden çıktığı belliyken, Colin's benim de yapabileceğim bir tasarıma sahipti, duvarlara raf boşluklara askı. LTB ise aynalarla mağazayı büyütmeye çalışsa da bu görsel yanılma bir işe yaramamış boşluklar doldurulmaya çalışılmış, duvarlar vitirnler genel olarak simsiyah olan mağaza nasıl bir tercihin ürünüdür anlamadım.

LTB'de %50 indirim olduğu için o karanlık atmosfere ve sıkışıklığıa rağmen giriliyor, Colin's te fiyatlar Levi's ve Mavi'den ucuz olduğu için dar koridorlara sığılmaya çalışılıyor. Levi's ve Mivi'ye gelince fiyat etmeniyle değil mağazalarının tasarımıyla alışverişe davet ediyor insanları!!

Ankara'dakiler yolunuz düşerse siz de sırayla girin, Mavi Jeans ve Levi's ın Colin's ve LTB'den daha iyi marka oldukları mağazalardan bile hissediliyor! Dİğer AVM'lerde de benzer tabloların olduğunu tahmin ediyorum, tecrübesi olan paylaşırsa sevinirim.

Algıların Gücü Adına!!

Starbucks'ta sipariş verdiğinizde mug'da ya da kupada demezseniz siparişinizi kağıt bardakta teslim alırsınız ve bu Starbucks'ın tanımlayıcı unsurlarından bir tanesidir. Çoğu kişi kupada da servis yapıldığını bilmez bile (en azından benim çevremde öyle, ben de baya sonradan öğrendim).


Gelelim yazımın sebebine; kağıt bardakların kişiye özel kullan-at oluşu hijyen açısından benim için ayrı bir güven oluşturur ve nedense kupada almayı düşünecek olursam daha önce başkasının içtiği bir kupa olacağı için yıkanmış olsa da temiz olmayacağı hissine kapıldığımı ve kağıt bardakta almaya karar verdiğimi farkettim. Halbuki starbucks ve okul kantinleri hariç nerdeyse heryerde kağıt bardak yerine starbucksın kupalarından temizlik olarak daha önde olacağı su götürür kupa/fincan/bardaklarda içiyorum siparişimi. Bundan da bir tedirginlik duymuyorum. Bu konuda herkes benim gibi midir bilmiyorum ama birçok konuda tüketici olarak ekonomi derslerindeki rasyonel tüketici olmadığımız ve algılarımızın bizi rasyonellikten uzaklaştırdığı bence bir gerçek, bu yazının anafikri de bu:)

13 Aralık 2007

Bloglarla oynama yavrum, dersine çalış!!

Bugün akşamüstü ODTÜ Kütüphane'deydim.
Kütüphanedeki bilgisayarlar "akademik araştırma" amacıyla internet erişimine sahip. Kütüphanedeki bilgisayarlardan yalnızca "akademik araştırma" yapılabildiği için bazı sitelere erişim kısıtlanmış. Blogger altyapısını kullanan blogspot uzantılı bütün bloglara erişim yasak. Blogcu/typepad gibi diğer uzantıları denemedim ama bloggerın yasaklanması bile yeterince ilginç. Princeton, Harvard, MIT gibi büyük üniversitelerin blogları aktif olarak kullanmaları (ki bu üç link 1 dakikalık bir google araştırması sonucu ortaya çıktı, blogları kullanan yurtdışındaki üniversite sayısı çok daha fazladır) düşünüldüğünde ODTÜ'de blogların kütüphanede yasaklanması gereken oyuncak siteler olduğunun düşünülmesi gerçekten çok üzücü geldi. Yasaklama olmasa da ODTÜ'nün blogların anlaşılmaması konusunda üniversiteler arasında tek olmadığını düşünüyorum.


Aslında bundan bir kaç ay önce pazarlamadunyasi.com sitesinde yapılan anket sonucunda pazarlama ile ilgili gelişmeleri bloglardan takip edenlerin oranının %5 olması da bloglara kaynak olarak ne kadar değer verildiğini göstermişti. Bakalım bu oran ne zaman ve ne kadar yükselecek. Beklemedeyiz...

12 Aralık 2007

Print Screen



Hürriyet'te bu fotoğrafı çeken kişiye birisi print screen tuşunun varlığını söylesin:)

11 Aralık 2007

En Büyük Asker Bizim Asker!!!


Bugün Abimi Ağrı'ya yolladık: 12. Mekanize Piyade Tugayı'na.
O artık "Alpaslan Kılıç- Ankara Komutanım" :)
Sıra yavaş yavaş bana geliyor, bakalım:)
Abimin gitmesi vesilesyile öğrendiğim facebookda gün saat dakika ve saniye olarak şafak sayma uygulamasını geliştiren arkadaşı da ttebrik ediyorum:)

Karar Sizin


BİM çoğunlukla indirim ürünleri/düşük kalite düşük fiyat,/private label ürünler satmasına rağmen araya nispeten yüksek fiyatlı ve kaliteli ürünler dekoyarak müşterileri çok kesin çizgilerle ayırmak istemiyor.
Yukardaki afşite bizim ordaki BİM'de bir süredir asılı duruyor, ama buafişte hangi ürünü öne sürmüş hangisini alın demiş bilemedim. Muhtemelen hazırlarken istediğinizi seçebilirsiniz manasında karar sizin demek istemişlerdir ama ambalaj aynı öz ürün aynı olunca kalitenin farklı olduğunu bilsek de Regal'in tokatlı reklamlarını hatırlattı bana.
Sağdakilerin toplamı 10,60 YTL soldakilerin toplamı 17,80 YTL ise hangisini seçerdiniz?

06 Aralık 2007

Under Contraction

Bir kaç yıl önce şimdi hatırlamadığım bir firmanın internet sitesinde ingilizce linkine basınca "under contraction" diye bir yazı görmüştüm. Muhtemelen o sayfada hala aynı yazı duruyordur. O zaman bir yandan gülmüş bir yandan da zoraki yapılan bir internet sitesinden daha fazla bir şey beklenemeyeceğini düşünmüştüm. Firmanın Tüketici Ürünleri değil de Sanayi Ürünleri satması da internet sitesinden beklentimi düşürmüştü doğrusu.
Bir iki gün önce TV seyrederken alttan bir şerit reklam geçti.
Cumhuriyet'in ilk bankasının müzesi açıldı
muze.isbank.com.tr
Biraz önce de merak edip siteye girdim, ama sayfadaki linklerin bir çoğu yapım aşamasında, tıkla tıklayabilirsen. TV'ye reklam verecek kadar önemsediği bir proje ise bu o linkler nasıl hala yapım aşamasında olur anlamıyorum. Belki ben fazla huysuz davranıyorum ama zaten internet sitesinin işlevi insanları bina olan müzeye yönlendirmekse ilk etapta o kadar linke zaten gerek yok. İş Bankası'na yakıştıramadım. Bu banka bir kobi değil, amatörde değil, interntele ya da yabancı dille bir problemleri de yok, üstelik "Türkiye'nin ilk bankası". Allah'tan sitede under contraction yazmıyor:)
Bir de sitenin tepesine bir Atatürk bakışı koymuşlar ki bunu da yadırgadım. Bu duruma diğer bankalar tepki göstermiyor mu acaba. Atatürk sadece İşBankası'nın Ata'sı mıdır?Bu konuyla ilgili de şu yazıyı okumanızı öneririm.

cingıl belz

Dün AnkaMall'deydim (Ankara'nın en büyük alışveriş merkezlerinden biri).
Yılbaşı yaklaşıyor diye AVM'de 4-5 tane Noel Baba kılıklı Milli Piyango bileti satıcısı dolaşıyordu. Bir tanesinin yanından geçerken arkadaşıyla konuşan Noel Baba usturuplu bi küfür savurdu çevreyi boş sanıp. Bunu duyup "Aaaa Santa küfürbaz olamaz" diyecek bir Noel Baba kültürümüz olmasa da pek yakışmadı AnkaMall'e. Personelin küfretmesi başlı başına bir problem ama küfreden noel baba olunca daha ilginç oluyor. Ben küfüre gülüp eğlensem de ordan bir çocuk ya da bayan da geçebilirdi. Falan filan..

Ankamall otur sıfır! :)

Bu da böyle bir anımdır işte:)

04 Aralık 2007

Hep Birlikte Farklılaşalım!!!

Pazarlama Blogları Karnavalı'nda bu haftaki ev sahibimiz Zeynep Özata bizi gayet güzel ağırladı. Karnaval yazılarından "Farklılaş Bakkal Amca" yazısında Münteha Mangan Rizeli bakkalın (Laz Bakkal mı demeli acaba:) süpermarketle olan rekabette farklılaşarak nasıl ayakta kaldığını anlatmış ve diğer bakkal amcalara da farklılaşma öğüdü vermiş. Sonuç itibariyle güzel bir yazı olmuş.

Bugün de Hürriyet'te Gila Benmayor Yunanistan zeytinyağını 15 milyon Euro’ya, biz 500 bin dolara tanıtıyoruz başlıklı bir yazı yazmış. Yazıda Ayvalıkta yapılan "Zeytinyağının Tanıtımı ve Pazarlanması" panelden notları iletmiş Gila Benmayor. Dünyada zeytinyağı ilk kez Anadolu'da üretilmesine rağmen bunu kimsenin bilmemesi, Türkiye'nin rekoltesinin artmasına rağmen bunun pazarlanmaması durumunda bir işe yaramayacağı ve Türkiye'nin farklılaşması gerektiği konularından bahsetmiş. Yunanistan'ın tanıtım bütçesi, ve Türkiye'nin yapmadıkları da yine yazıda yer alıyor.


İki yazıya bakınca şu ilginç durum ortaya çıktı:

"Münteha Mangan küçücük bakkal amcaya farklılaş demiş ama koca koca zeytin ihracatçıları farklılaşmayı beceremezken bakkal amcalardan bunu istemek ilginç oluyor. Ya da bir başka açıdan bazı bakkal amcalar bile farklılaşmayı becerirken koca koca zeytinciler farklılaşmayı beceremiyor"

29 Kasım 2007

Yaratıcılık!!

Biraz önce tesadüfen Koloni Reklam diye bir firmanın sitesini gördüm. Reklamdan anladıkları buymuş. "Sattırıyorsa Yaratıcıdır". Reklam yapar yapmaz satışlarının tavan yapmasını bekleyen yöneticilerin duymak istediği söz bu belki de, ama fazla iddialı olmuş bence.. Ya sizce???


Ne Tip Bir Carrefour İsterdiniz??

Son zamanlarda Carrefour reklamları dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum. İndirim reklamlarının metni yaklaşık olarak şu şekilde oluyor:

Dış ses önce "CarrefourSa'da bu hafta patlıcan sadece 5 kuruş" diyor o sırada bir patlıcan görüntüsü geliyor ve dış ses "Bu indirimler CarrefourSA Express'lerde de geçerlidir" diyor.



Ama, fakat ve lâkin benim için o reklam bir CarrefourSA reklamı değil Carrefour reklamı, ben onun normal mi express mi olduğuna bakmıyorum ki!! Ben"CarrefourSA ve CarrefourSA Express'i" "Migros ve Şok" gibi ya da bir zamanlar olan "Gima ve Endi" gibi bir ayrıma tabi tutmuyorum ki... O ayrımı yapan insanların da olduğunu da sanmıyorum. Acaba bunlar zoraki ikisi farklıdırı kafamıza kazımaya mı çalışıyorlar?

Anlamadım!!


Arama motorlarının tanrısı Google'ın sahibi olduğu Feedburner yoluyla gelen e-maillerin Gmail'de spam klasörüne gitmesini anlamıyorum. Üstelik mail içeriği yine Google'ın sahip olduğu Blogger'da oluşturulmuş blog yazıları!!

Anlayan var mı?

28 Kasım 2007

PRC'de Yaptık!!

Çin mallarının ünü herkesçe malum, bir çok kişide "Çin malıysa kalitesizdir" algısı var ve bu bir çok kişinin satınalma kararını önemli derecede etkiliyor, "Made in China" damgasını görür görmez eline aldığı ürünü bırakıyor müşteri. Son yıllarda Çin 'in ardarda yüzde on seviyelerinde büyüme gerçekleştirmeye başlamasıyla kalitesiz çin malı algısının yavaş yavaş yok olacağını düşünmüştüm. Çin "Made in China" nın arkasında durup kaliteli üretiyoruz demeye başlayacak gibi geliyordu.

Ama şu yazıyla öğrendim ki "Made in China" etiket yüzünden malını satamayanlar "Made in PRC" yazmaya başlamışlar kim bilir PRC People's Republic of China o da Çin Halk Cumhuryeti demektir mantığıyla. yazıyı okuduktan sonra PRC yazısı ilk defa dikkatimi çekti bir kutuda. Daha önce gördüysem de algılayamamışım yani. Ama bu uygulama bence PRC'nin anlamını bilenlere açıkça "Benim malım kalitesizdir" demek. Bundan sonra made in china yazan ürün alsam da made in prc yazan hiç bir ürünü alacağımı sanmıyorum. Ve eğer bu PRC'nin anlamı da yaygın olarak anlaşıldığında arkasındaki niyetten ötürü kaliteli üretim de yapsalar Çin de üretim yaptıranların buna inandırmak için daha çok çaba harcamaları gerekir diye düşünüyorum...

22 Kasım 2007

Bnf-imho Milli Takıma Başarılar Diler!!

Dün Türkiye Bosna Hersek'i yenerek Euro 2008'e katılmaya hak kazandı, her ne kadar Malta'yla Moldova'yla berabere kalan bir takım olmamızı hazmedemesem de İngiltere'nin katılamadağı bu kupaya katılabilmek güzel bir şey. Milli Takımdaki tüm oynucuları, Fatih Terim'i, ilgili kim varsa tebrik ediyor ve maç sonrasına gidiyoruz.


Dün maçtan sonra Atv'de sanal reklam dedikleri uygulamadan bol bol vardı, bütün firmalar doğal olarak maç konseptli reklam hazırlamışlar.Dikkatimi çekense şu oldu, sayabildiğim kadarıyla 5 firmanın reklam metninde "xxxx Milli Takım'a Başarılar Diler" yazıyordu. Maç başlarken başarı dilekleri tamam ama maç başlamış, oynanmış, Nihat golü atmış, kazanmışız ve Avrupa Kupası'na gitmeye hak kazanmışız, coşkuya ortak olacak bir mesaj vermek varken bu mesaj ne oluyor? Avrupa Kupası için başarı dilemiş olabilirler belki ama onu da sanmıyorum.

Sözün kısası her mesaj her zaman verilmez, farklı durumlar için farklı mesajlar verilmesi gerekebilir, ve dünkü olayda bu farklı durumlardan bir tanesiydi. 1 firma olsa tamam ama 5 firma aynı hatayı yapınca şaşırdım doğrusu, hem de kınadım...

20 Kasım 2007

Plato ve Osmanlı

Perakendecilik dersi için hazırladığım ödevde Plato'nun ticareti/ perakendeciliği sevmediğini öğrendim. Kanunlarında Plato diyormuş ki :

"Asıl zenginlik bilgelikle olur, dünya malı için uğraşanlar devlete zarar
verir, utanmaz olur ve kötülük bunları esir alır. Bu yüzden mümkün olan en az sayıda perakendeci olmalı , vatandaşlar değil yabancılar perakendeci olmalı ve üst sınıftakiler (Guardians) bunların kâr oranını belirlemelidir."


Şimdi bu cümleyi okuyunca bugün için pek anlamlı gelmiyor. Ama Osmanlı'ya baktığımızda Türklerin ticaretle uğraşmadığını daha ziyade gayrimüslimlerin ticaret erbabı olduğunu görüyoruz. İlginç bir şekilde sanki Osmanlı Plato Kanunlarını en azından bu açıdan uygulamış görünüyor. Gerçekten bizde para kazanmak içten içe istense/kıskanılsa da dışarıya karşı çok iyi görünmez, son yıllarda bu durum kısmen değişse de halen geçerli diyebiliriz. Ama bir yabancının ticaret yapması oldukça doğal. Gerçekten ilginç, acaba benim kaçırdığım bir nokta var mı?

19 Kasım 2007

Pazarlama Blogları Karnavalı Başladııııııııııı!!!!


Ve 19 Kasım geldi, Pazarlama Blogları Karnavalı başladı !!(havai fişekler:). İlk karnaval yapıldığı sıralarda bloğu olmayan ve blog nedir bilmeyen birisi olarak ikinci karnavalın açılışını yapmak gerçekten heyecan verici (alkışlar:). İnşallah iyi bir şekilde ağırlarım sizleri (sessizlik). Bakalım pazarlama bloglarında neler neler olmuş geçtiğimiz günlerde (gözler ekranda). Fon Müziği

KARNAVAL BAŞLASIN (Alkış:):

  • Selim Bey'in analizinden sonra Fikir Atölyesi'nde Paul Potts'un gerçekten şaşırtıcı hikayesini anlatan Tunç Kılınç'a kulak verelim "Durulmayın. Tüm gönül meseleleri gibi, onu bulduğunuz zaman anlayacaksınız. Ve her büyük ilişki gibi, seneler geçtikçe daha da güzelleşecek. Yani bulana kadar devam edin. Yılmayın." diyor Tunç Bey. Herkes Paul Potts gibi olur mu bilmem ama pes edenlerin olmayacağı kesin!
  • Son zamanlarda her yerde Facebook konuşuluyor ve bir süre daha gündemimizden düşmeyecek gibi,Murat Tanören de bencewom'da Facebook'un iş amaçlı kullanımını gündeme getirmiş. Karşı çıkanlar olmuş gerçi ama ben de neden olmasın diyorum, siz ne dersiniz?
  • Düğünsüz karnaval olmaz! Pazarlama Cadısı Burcu Tüzün'ün "Hani 2 meşhur berber vardır ya. Biri diğerine "bre berber gel beraber bir berber dükkanı açalım." der. Sonunda açarlar mı bilinmez ama markalar son zamanlarda berberlerden esinlenerek iş birliğinde hızlanmaya başladılar. Bir marka bir diğer markaya "gel beraber bir şeyler yapalım" diyor. Markalar evleniyor!" diye başladığı Markalar da Aşık olup Evlenebilirler mi? yazısına bir bakalım, kimler evleniyormuş, gelin damat tanıdık mıymış? Bu arada Burcu'ya boynundaki rahatsızlık için geçmiş olsun dileyelim. Burcu dikkat et, karnaval coşkusuyla boynunu unutma:)
  • Ve bu yıl ki karnavalı başlatan Cengiz Çatalkaya'nın pazarlama bloğuna uğrayalım, önce karnaval için organizasyon komitesine teşekkür edelim sonra da Gelişen Teknoloji ve Yeni iş fırsatları yazısına bir bakalım, gerçekten insanlar ne ilginç fikirlerle iş kuruyorlar görüp bir kez daha şaşıralım.
  • Şimdi de uzun süredir bloğunda görünmeyen ve marketallica'yı geçenlerde tekrar aktif hale getirerek readerları harektelendiren Özgür Alaz'a bir bakalım. Özgür bu kez de AnlamKatmak için kolları sıvamış, Pazarlama ile Dünyayı iyileştirecek bir grup oluşturara anlamlı bir işe girişmiş. AnlamKat-acak projeleri merakla bekliyoruz!!
  • Adnan Hoca'nın Wordpress davası ve Türkiye'nin sansüre ne kadar karşı olduğunu (!) gösteren olay sonunda bloğunu Blogger'a taşıyan Zeynep Özata da içerik arttı mertlik bozuldu diyerek etkileşimli pazarlamayı anlatmış.
  • "Ben en iyi, hayal kurarım" diye süper bir sloganı olan Emine Can ise yeni başlattığı Traumbildesign'da Turkcell'in reklamını hızlı bir şekilde:) analiz etmiş. Traumbildesign'ın gelişip büyümesini karnavalla birlikte izleyeceğiz anlaşılan:)
  • Karnaval'ın tek çok yazarlı bloğu Briefistan'da ise Cansu, Marka Olmak ya da Olmamak diyerek Eda Suner'den pazarlamacıların öğrenmesi gereken önemli bir noktaya dikkat çekmiş, yorumlarda da tartışma devam etmiş. Devam etmesini dilediğim bir tartışma bu acaba daha farklı ne görüşler gelebilir diye merak ediyorum doğrusu.
  • Dare to be Different? diyen Eren ise Dünya'ya açılan Şemsiye yazısında Celal Birsen'in Boyner'deki mağaza içi uygulamasını değerlendirmiş. Celal Birsen bir çok farklı blogda yazılmayı bekleyen bir cevher bence, hatta ben de yazayım bir ara)
  • Alemşah Öztürk'e uğradığımızda ise her zamanki gibi çeşitli güzel çalışmaları bizden önce farkederek Antifit'te tavsiye ettiğini görüyoruz.
  • Onur Yüksel Not Defteri'nin gizli köşelerindeki yazıları gün ışığına çıkarmaya devam ediyor:) Şimdilik ikinci yazı not defterinden ama daha fazla kısa ve anlamlı mesaj bekliyoruz:)
  • Karnaval vesilesiyle farkettiğim manhem ise yeni yüzüyle aramıza döndüğünün haberini vermiş, bu durumda bize yeni yazıları beklemek düşüyor:)
  • Gökçen Karan'ın Vlogunda ise Digitürk reklamı uyarlaması için 1.5 dakikanızı ayırmanızı tavsiye ediyorum.
  • Son zamanlarda pazarlama ile ilgili yazısı olmayan Özgü Güder'in Nano Marketing üzerine yazıları ise konuya ilgi duyanlar için güzel bir seri oluşturabilir.
Umarım iyi ağırlayabilmişimdir, hatam varsa affola!
Perde Kapanır:)

16 Kasım 2007

Dilenci

Dünkü yazıda dilenci görseli ararken karşıma çıkan "Allah Rızası için bi kontör parası" karikatürünü koymuştum, bugün AŞTİ'nin orda köprünün altında yatmasına rağmen cep telefonuyla birilerini arayan adamı görünce vay be dedim,ne tesadüf:) Değişik bir milletiz vesselam, özellikle cep telefonu konusunda ayranımız yok içmeye taht-ı revanla gidiyoruz her yere!


14 Kasım 2007

Yaratıcı Dilencilik!

Allah sevdiğine kavuştursun, Allah ayırmasın, Allah çocuğunun mürüvvetini göstersin, Evde hastam var, Açım vs en klişe dilenci cümleleridir. Bunlara para verip vermemekte tereddüt ederim, çoğu zamanda vermem. Ama bazıları var ki gerçekten uyguladıkları taktiklerle aldıkları parayı hakediyor:) Çeşitli zamanlarda başıma gelen olaylar aklıma geldi yazayım dedim. Bunlar alkışlanmayı hakediyor:)

* AŞTİ'nin orda karnında derin bir ameliyat izi olan, havalar soğuduğu için kazağını giyip elinde fotoğrafla halini anlatmaya çalışan dilenci,
* Ankaray çıkışı önce "Abi saatin var mı" deyip durduran, dikkat çekmeyi başardıktan sonra parayı kapan dilenci (ben parayı verdikten on saniye sonra arkamdan gelen kişiye saati sormuştu)
* Kızılay'da mendil satarken daha dün mendil aldım senden deyince, usta bir satışçı edasıyla "o zaman ıslak mendil al abi" diyen mendilci kız
* Elinde kardeşinin sağlık raporu olduğunu iddia ettiği bir kağıt tutan dilenciye kardeşinin adı ne deyince "orda yazıyo okusana" deyip azarlamıştı beni:) Bunu alkışlamıyor üstüne üstlük kınıyorum:)


13 Kasım 2007

Pazarlama Blogları'nda Rio Havası!


Pazarlama Blogları Karnavalı Başlıyor!

Cengiz Çatalkaya'nın facebook'ta başlattığı karnavala katılan bloglar şu şekilde dizildiler,Cengiz bey beni en başa koymuş dolayısıya karnavalın açılış konuşmasını önümüzdeki pazartesi ben yapacağım davetlimsiniz, evet heyecanlandım:)

19 Kasım:Ben:)
26 Kasım:Özgür Emre Öztürk
3 Aralık:Zeynep Özata
10 Aralık:Murat Tanören
17 Aralık: Özgür Alaz
24 Aralık:Emine Can
31 Aralık: Burcu Tüzün
7 Ocak:Briefistan
14 Ocak:Manhem
21 Ocak:Cengiz Çatalkaya
28 Ocak:Alemşah Öztürk
4 Şubat: Rustem Memmedov
11 Şubat: A. Selim Tuncer
18 Şubat:Onur Yüksel
25 Şubat:Gökçen Karan
3 Mart: Tunç Kılınç
10 Mart: Özgü Güder
17 Mart:İbrahim Ulga
24 Mart: Ahmet Sezer*
31 Mart: Münteha Mangan*
7 Nisan: Kimyaİstanbul(?!?!)
14 Nisan:Mark Ethic (?!?)
21 Nisan:Murat Kaya
28 Nisan:Eren Kumcuoğlu

My name is Murat


My Name is Earl'ün sıkı bir fanatiği olmasam da denk geldikçe severek izlerim, favori karakterim randy süper adam ama bunun konumuzla alakası yok:) Dizinin konusu ekşisözlükte wpi'nin kaleminden şöyle:
earl yuzbin dolar kazanan bir piyango bileti buldugu sirada ona bir araba carpar ve bilet kaybolur. hastanede yatarken basina iyi bir sey geldigi anda kotu bir sey geldigini, bunun da gecmiste cok fazla kotu sey yaptigi icin olduguna, hayatina boyle devam ederse karmanin onu oldurecegine inanir. bu yuzden hayatinda yaptigi butun kotu seyleri duzeltmeye karar verir. dizinin konusu budur.

Az önce STV'de bir dizi fragmanı izledim. Dizinin ismi Hakkını Helal Et, Bunda da Murat diye bir adam Earl gibi günahlarından arınmaya çalışıyormuş. ama tabiiki replikler, mekanlar vs biraz daha farklı olacak haliyle. Şimdiye kadar rastladığım en ilginç uyarlama olmuş. Ya da acaba bu bir uyarlama mı? Senaristlerin Earl'den haberi var mı? Peşpeşe önce Earlü sonra Murat'ı izlesek ne düşünürüz? Falan filan:)

12 Kasım 2007

Çok Pratik Depo!!!

Lisedeyken sene sonunda yurdu kapatırlardı biz de bütün eşyaları kolilere, bavullara koyarak memlekete dönerken bin türlü çile çekerdik. koli kartonu bulmak ayrı bir sorundu bunları taşıyabilmek ayrı bir sorun. Konya'da o zaman yazın eşyaları bırakabileceğimiz bir yer olsa ne güzel olurmuş!!

Abim aralıkta askere gidiyor, ve tabii ki evi boşaltıyor 6 veya 12 ay boyunca fazladan boşuna kira vermemek için. ama bu sefer de başka bir sorun var bu eşyalar nereye konulacak? Tanıdıklar vesilesiyle eşyaların konulabileceği bir yer ayarlandı gerçi ama ayarlayamayacak da bir çok kişi vardır.


Peki bunları niye yazdım. Özgür Emre Öztürk'ün bloğunda çok güzel bir yenilikten haberdar oldum da o yüzden. Bu yenilik Pratik Depo. Özgür Emre "Evinizde fazla yer kaplayan eşyalarınızı dert etmeye gerek kalmadan cüzi bir ücret karşılığı depoluyorlar" olarak asıl faydayı tanımlamış ama ben asıl faydayı yukardaki tecrübelerden dolayı "kısa bir süreliğine yer arayanlar için depo" olarak tanımlıyorum. Her iki yaklaşım da Pratik Deponun pazarlama iletişiminde kullanılabilir.
Pratik Depoya kocaman bir alkış:)

11 Kasım 2007

Ikea-Pazarlık


Ikea reklamında şöyle diyor ya:
Gittik karyolayı kaça verirsin dedik 1230 dedi
çok alacağız dedik 850 ye düştü
tüm dünyada satılacak dedik 500e düştü
5 yıllık üretiminin tamamını alacağız dedik 279a düştü
Sizin için bu kadar avantajlı fiyata karyola aldık!!
Net bir bilgim olmamakla birlikte otomotiv yan sanayii sektöründe ve tekstil/giyim sektöründe bu tür firmaların ülkemizde de çok sayıda olduğunu tahmin ediyorum. Peki 5 yıllık üretimini Ikea'ya ya da başka bir firmaya satan bir firmanın sahibi patron mudur, Ikeanın riski ve organizasyonu üzerine attığı ve bunun karşılığında yüksek ödeme yaptığı bir çalışanı mı? Aklıma takıldı...

09 Kasım 2007

Sinemaya Gitmek İsteyen??

Yabancı bloglarda okur sayısını artırmak için e-mail listesine üye ol 500 dolar kazan falan gibi blog popülerliğini artırmaya yönelik çeşitli kampanyalar görmüştüm. Bizdeyse link değişimi yapalımdan öte pek bir çalışma görmemiştim.

Bugün teknolojiyle ilgili yazılarını okumasam da diğer yazılarını severek okuduğum her telden blogcu Pozitif PC editörü Barış Atasoy'un bloğunda bir duyuru yazısı gördüm:

Blog yada sitenizden, pozitifpc.com/editorblog ve leventsoyarslan.com sitelerine link verenlerden her hafta iki kişiye Şişli,Suadiye,Nişantaşı ya da Çemberlitaş Movieplex sinemalarından birinden, istediğiniz filme 2 bilet veriyoruz! (Sinema, matine,gün ve filmi siz seçiyorsunuz)

Marketingistte Yenibirin pazarlama direktörü olan hatun kişi seminerden sonraki konuşmamızda sinema bileti kampanyasının yenibirin başvuru trafiğini 2 katına çıkardığını söylemiş, sinema biletinin bu etkiyi yapacağını beklemediğini belirtmişti. Bakalım Pozitif PC'nin bu kampanyası ne kadar linkle sonuçlanacak. İlerleyen günlerde buna benzer kampanyalar yapacak başka blogcuların da ortaya çıkacağını tahmin ediyorum, bakalım en yaratıcı kampanya hangi blogcudan gelecek:) Tüm bunlar Türk blogculuğu adına güzel gelişmeler tabi, severek yakından takip ediyorum:) Barış Atasoy ve Levent Soyarslan'ı da bu girişimlerinden ötürü tebrik ediyorum!

Türk Asıllı İtalyanlar

Türk Patent Enstitüsü'nün Marka Başvuru kılavuzunda neler marka olamaz kısmında "Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya üretim yeri, coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak markalar" maddesi dikkatimi çekti.
Göze şu yazısında mobilya sektöründeki italyan baskısından bahsetmişti. Gerçi o yazıdaki örnek marka Rizelli idi ve bir Karadenizli'nin işi olduğu açıkça ortadaydı:) Ama yine de Tekstil sektöründe de, mobilya sektöründe de yabancı menşeyli gibi görünmeye çalışan markaların çokluğu gözden kaçmıyor. Benim anlamadığım madem coğrafi kaynak konusunda halkı yanıltacak "şeyler" marka olamıyor, TPE ya da ilgili kurum hangisiyse bunlara nasıl izin veriyor. Ya da benim markayla ya da bu firmalarla ilgili gözden kaçırdığım husus nedir? Bir hayırsever açıklarsa sevinirim:)
Bu arada bu yabancı gibi görünmeye çalışan markalardan benim favorim Nursace:) Versace'nin Türk kuzenine aitmiş galiba:) Varsa böyle güzel örnekleriniz onları da beklerim:)

08 Kasım 2007

Erkek Egemen Blog!!!


Bundan taaa 6 ay önce Bic bir blog açmış 3 bıçak diye. Firmalar ne zaman blog açmaya başlayacak diye merak içinde dönen dolaşan ben Bic'in açtığı bloğu şu yazı sayesinde yeni farkettim. Ama bu benim suçum değilmiş. Google amcaya sordum o bile 20 sonuç bile gösteremedi blog için. Technorati amcam da 3bicak.com için sadece Alper Akcan'ın bloğundaki yazıyı gösterdi.

Peki neden böyle oldu? Bic abi güzel bir karar almış blog açalım diye, gitmiş ajansa bir dolu para vermiş blog tasarlasın diye. Ama ajans ne ortaya çıkarmış, blogumsu!! neden böyle diyorum çünkü siteye ilk girdiğinizde bir blogla değil bir web sitesiyle karşılaştığınızı hissediyorsunuz. Sanki bu fwd mailleri ekleyip blog yazdım zanneden tepesine de kocaman bic reklamı koyarak reklama tık sayısı amaçlanmış gibi, bu da bloğu blogluktan bir nebze de olsa çıkarmış.

Başka ne olmuş, 6 aylık bir mesele olduğu için net bir şey diyemiyorum ama bic amcam blog açtım yağacak insanlar diye düşünmüş sanki. Ama sadece blog açtım demek yetmiyor tabi. Biraz tanıtım , biraz etkileşim koysaydı, videoları bloglara yerleştirmeye izin verecek kodlar (embed dedikleri:)) koysaydı,belki ödül verseydi ufak da olsa sitenin başka bloglarda konuşulmasını sağlasaydı, vs vs... Gerekenler yapılmayınca google'ın gazabına doğal olarak uğramış doğal olarak...

Ama biz de öğreneceğiz blog yazmayı, firmalar da... Bu Bic bence anlatılması gereken bir örnek "Not to do list" olarak.

Bu arada 3 bıçak bloğunu keşfetmemi sağlayan yazı benim gördüğüm Türkiye'de bloglarla ilgili ilk akademik çalışma. Bunun için Yaşar Üniversitesi'nden Öğr. Gör. Dr. Özlem ALİKILIÇ ve Öğr. Gör. Dr. Ferah ONAT'ı da ayrıca kutlamak lazım,devamının gelmesi dileğiyle tebrikler:)

İkbal kim,Gürpınar mı? tamam o zaman:)

İkbal Gürpınar'ı duymuşsunuzdur. Sabahları kadın programları, fakirlere destek programları falan yapıyor. Bundan 7 ay kadar önce Ankara Balgat'ta "İkbal'in Mutfağı" diye bir restoran açmıştı. O zamanlar resimlerinin de yer aldığı bilbordlar Ankara'da yerini almıştı.

Bugün gelirken farkettim restoranın adını "İkbal Gürpınar'ın Mutfağı"diye değiştirmiş. Doğal olarak İkbal Gürpınar'ın takipçisi değilim ama Seda Sayan kadar olmasa da kadınlar arasında bir popülerliği var ve o da bu popülerliği kısmen de olsa yatırıma çevirmek istemiş. Belliki bir süre sonra ikbalin mutfağı yazısı kimsenin dikkatini çekmemiş ve bu değişikliğe gitmemiş.

Gerçekten de İkbal'in Mutfağı tabelasına "Eeee?" derken İkbal Gürpınar'ın Mutfağı deyince eğer kadını beğenen/takip eden birisi bir kereliğine de olsa restoranı denemeyi düşünebilir. Bakalım bu yerinde taktik değişikliği sonrası İkbal Gürpınar'ın mutfağı büyüyecek mi yoksa bizde her ünlü/cebine para geçen restoran açtığı gibi bu girişim de bir anı olarak tarihteki yerini mi alacak?

05 Kasım 2007

Ben sana büyüyemezsin demedim

Hürriyet'in anasayfasından link verdiği haber şöyle diyor:
Kocaeli'nin merkeze bağlı Saraybahçe Belediyesi Encümeni, reyonlarında bozuk et bulundurduğu iddiasıyla CarrefourSA Ekspres mağazasını 3 gün süreyle kapatma kararı aldı.
Haberin sonunda da şu sözler var:
CarrefourSA Ekspres Mağazası Müdürü Ramazan Senem ise karardan haberdar olmadıklarını söyledi. Belediye yetkililerinin, alışveriş merkezinden belirtildiği gibi 140 kilogram değil, 4 kilogram kadar et ve et ürünü aldığını kaydeden Senem, ürünlerin bozuk olmasının söz konusu dahi olamayacağını belirtti.
Gerçekten mağaza müdürünün dedikleri doğru olabilir, ama Carrefour gibi büyük bir markanın 1 gram da olsa bozuk şüphesiyle et alınmasına yol açacak bir satın almayı nasıl yaptığını anlayamadım. Bu haberden sonra bizim apartmanın karşısına açılan bakkalın bir ay bile sürmeden kapanması o kadar doğal geldi ki!! Büyük olmak yönetim anlayışının da büyük olmasını gerektirmiyormuş demek ki!! Belli ki bir yerlerde evdeki hesap çarşıya uymamış:)

04 Kasım 2007

Yıldızlaaarrr

Blog Kazanı'ndaki şu yazı yoluyla öğrendim, şu siteden yazılara yıldız verme özelliğini ekledim:) Artık yazıları okuyup birden beşe istediğiniz kadar yıldız verebilirsiniz, tavsiye ederim:)

03 Kasım 2007

Mim-Şiir

İdris Cin mimlemiş beni demiş ki "Seni en iyi anlatan şiiri ya da dörtlüğü yazıver bi zahmet" İdris Bey'in mimini görüyorum ve oyuna devam ediyorum ama en yi anlatan şiir nedir bilemedim şimdi o yüzden iki tane yazayım Orhan Veli'den:

Kızılcık
ilk yemişini bu sene verdi
kızılcık
üç tane;
bir daha seneye beş tane verir
ömür çok,
bekleriz;
ne çıkar?
ilahi kızılcık !


sürekli bir şeyler bekliyoruz... Ve:

Böcekler
Düşünme,
Arzu et sade!
Bak böcekler de öyle yapıyor.


Böcek olmak belki de kimbilir...

Bu mimi paslamak gerek bir de, pasımı Göze'ye , Eren'e , Janzu'ya,Iraz'a ve Bal'a gönderiyorum, hadi anlatın bakalım:)

Pardon

Geçen gün ben uyurken saat 03.00'da Vakıfbank'tan mesaj gelmiş bir kredi kampanyasıyla ilgili, ben sabah gördüm mesajı ama belli ki bazı kişileri uykusundan uyandırmış bu mesaj. Sonuçta dün Vakıfbank'tan yeni bir mesaj geldi:

Vakıfbank Kredi Kampanyamız ile ilgili 31.10.2007 tarihli mesajımızı geç saatte göndermemiz nedeniyle özür dileriz.

Aslında yapması gerekeni yapmış dememiz gerekiyor ama daha önce böyle bir davranış görmediğim için çok şaşırdım. Alkış!!!

02 Kasım 2007

Apar Topar Konferans

"Türkiye Blog Konferansı ‘07 organizasyonu 6 Kasım 2007 tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumu’nda gerçekleştirilecek." miş. Bunu bugün RSS okuyucuya gelen 3-4 yazı ve blograzzideki linkten öğrendim. Bugün ayın 2si yani konferansa 4 gün var. Konferans'a geç açıkladıkları için değil o gün önemli bir işim olduğu için katılamayacağım ama uygun bir tarih olsa katılmak isterdim. AMA yine de "selim, murat, arda, mert,alper salı boşsanız bir konferans düzenleyelim bizim amfi boş" dercesine halı saha maçı ayarlar gibi konferans düzenlenmesi garip geldi. Blogculukla ilgili bir organizasyon düzenlense şu anda çağrılacak çok fazla alternatifin olmadığının farkındayım ama yine de daha profesyone yapılabilirdi diye düşünüyorum. Yine de umarım konuların doyuruculuğu olarak da katılımcı sayısı açısından da başarılı bir organizasyon olur ve ilerdeki daha büyük blog organizasyonlarının oylunu açar..


01 Kasım 2007

Köşe Bucak Caz!!

Dün Akbank 17. Caz Festivali kapsamında Thirld World Love konserine gittim. Aslında itiraf etmek gerekirse caz tutkunu olduğumdan ya da grubu merak ettiğim için değil, inno tour'dan kazandığım davetiyeyi kullanabileceğim tek etkinlik olduğu için oradaydım ve gittiğim ilk caz konseriydi:) Gelin görün ki bu şekilde gitmiş olsam da konser gerçekten mükemmeldi, iyi ki gitmişim dedim sonunda.


Derslerde seminerlerde şurda burda sürekli duyduğumuz, okuduğumuz müşterilerinizle duygusal bir bağ oluşturun klişesini tecrübe ettim resmen. Daha önceleri Akbank'a karşı hiç bir şey hissetmiyordum, sadece büyük bir banka, ne olumlu ne olumsuz, reklamları şubeleri tamamen pas geçtiğim umursamadığım bir markaydı. Ama bu konserle birlikte Akbank'ı sevmeye başladım artık:) Çünkü aktivite güzel, konser güzel ve benim için bir fayda yarattı, eğlenceli bir 2 saat geçirmemi sağladılar. Bunun bankacılıkla bir alakası var mı ?Yok. O anda kredi kartı sattılar mı,teminat mektubu verdiler mi, kredi verdiler mi? Hayır. Ama yine de beni ikna ettiler.

Tabii ki burada dikkat edilmesi gereken nokta grubun da gerçekten güzel performansı. Eğer sıkılarak geri dönmüş olsam davetiyeyle gittiğim için param boşuna gitti demeyecektim belki ama yine nötr olarak kalacaktım. Son dakikada değil de erken gitmiş olsaydım yarım saat geç başladığı için belki kızacaktım bile bankaya. ama her şey güzel olunca "duygusal bağ" gerçekten gerçekleşiyormuş. Firmalar illa ki anında bir şeyler satmayı düşünmemeli, uzun vadeli düşünmelilermiş:) Akbank'ı bu etkinliğinden dolayı tebrik ediyorum, size de Thirld World Love'ın sitesinden Homeland'i tavsiye ediyorum:)

Dünya Markalarını Biz Üretiyoruz!!

Dün derste hoca Ankara firmalarından birisinin Benetton'a fason üretim yaptığından kendisinin de Pop Corn markasıyla mağazaları olduğunu söyledi. Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir. Yeşim Tekstil Nike,Zara,GAP'e üretim yapıyor, kendisinin de "Dünya Markaları'nı biz üretiyoruz" sloganlı Yeşim mağazaları var. Bunlar sadece iki örnek, Türkiye'de aynı durumda yüzlerce firma vardır heralde, yüzlerce değilse de onlarca. Bu firmaların neden kendi markalarını oluşturmak istemedikleri sorusuna ise hoca "kazandıkları yetiyordur belki de" dedi.

Elbette ticaretin amacı para kazanmaktır. Kar sağlamaktır. Ama Nike'la seri üretim anlaşması yapıp milyon dolarlar kazanmak tek başına yetmemeli bence. Türkiye'den sadece Mavi,Zeki gibi 1-2 firmanın çıkmasının sebebi de kazanılanın yetmesi ya da risk almama isteği galiba. Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın marka desteği gibi programlarla devlet firmaları teşvik ediyor ama burda sadece devletin karşılıksız fonları veya bir yerlerden gelecek sihirli değneği beklemek yerine firmaların da kendi inisiyatiflerini kullanmaları gerekiyor. Aksi takdirde bir süre daha üretici olarak devam ederiz ondan sonra daha ucuza aynı kalitede üretim yapanlar ortaya çıkınca bir bakmışız tekstil de elimizden uçmuş gitmiş...

Böyleyken böyle:)